Back to Blog
4/16/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
CEZA HUKUKU

Görevi Kötüye Kullanma Suçu ve Nüfuz Ticareti Suçu

Share
Görevi Kötüye Kullanma Suçu ve Nüfuz Ticareti Suçu

TL;DR: Görevi kötüye kullanma (TCK md. 257) ile nüfuz ticareti (TCK md. 255), kamu yönetiminin güvenilirliğine ve işleyişine yönelik suçların bel kemiğini oluşturmaktadır. TCK md. 257 tamamlayıcı (tali) bir suç tipidir; hem icrai hem ihmali hareketle işlenebilir ve cezalandırılabilmesi için mutlaka kişi mağduriyeti, kamu zararı ya da haksız menfaat gibi somut bir neticenin doğması şarttır. TCK md. 255'teki nüfuz ticareti ise kamu görevlisi üzerinde etki sahibi olduğunu ileri süren herkesin faili olabileceği, anlaşmanın yapılmasıyla tamamlanan çok failli bir suçtur; doğrudan görevli olmayan kişinin nüfuzunu pazarlaması onu rüşvetten ayıran temel çizgidir. Hiyerarşik baskı altında verilen emirlerin sınırı ise Anayasa md. 137 ve TCK md. 24 ekseninde belirlenmekte, suç teşkil eden emir hiçbir koşulda yerine getirilemez ve yerine getiren sorumluluktan kurtulamaz.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN

Tarih: 16 Nisan 2026

Kamu Görevinin Sınırı Nerede Biter, Suç Nerede Başlar?

Kamu idaresi, hukuk devleti ilkesinin kurumsal beden bulmuş halidir. Devlet adına iş gören her kamu görevlisi, yalnızca kendisine mevzuatla tanınan yetkiler çerçevesinde hareket etmekle yükümlüdür. Bu çerçevenin dışına çıkıldığı an, idari ve cezai sorumluluk alanı başlamaktadır.

5237 sayılı TCK, bu sorumluluk alanını "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlemiş; görevi kötüye kullanma (md. 257) ve nüfuz ticareti (md. 255) suçlarını kamu yönetimine olan güveni koruyan temel suç tipleri olarak tanımlamıştır.

Bu iki suçun anlaşılması, hem kamu görevlisinin sınırlarını bilebilmesi hem de bu suçlardan mağdur olan vatandaşların hak arama yolunu doğru kullanabilmesi açısından kritik öneme sahiptir.

TCK Madde 257: Görevi Kötüye Kullanma

Kanun Metni ve Yapısı

TCK md. 257/1: "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

TCK md. 257/2: "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Tamamlayıcı (Tali) Nitelik

Görevi kötüye kullanma suçu, genel ve tamamlayıcı norm mahiyetinde olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında uygulanması gereken bir suç tipidir. Yani, görevin gereklerine aykırı hareket eden kamu görevlisinin fiili ayrı bir suç olarak özel norm şeklinde düzenlenmişse, o fiil hakkında genel ve tamamlayıcı norm niteliğindeki görevi kötüye kullanma suçu değil, özel norm niteliğindeki ilgili suç tipi uygulanacaktır.

Pratikte bu şu anlama gelir: eylem rüşvet, zimmet, irtikap ya da resmi belgede sahtecilik gibi daha ağır bir suçu oluşturuyorsa md. 257 devreye girmez. Sadece diğer suç tiplerinin kapsamına girmeyen kamu görevlisi ihlalleri bu madde çerçevesinde değerlendirilir.

Suçun Maddi Unsuru: Netice Zorunluluğu

Türk hukukunda görevi kötüye kullanma suçunun en kritik özelliği, netice suçu niteliği taşımasıdır. Yani bir kamu görevlisinin göreve aykırı hareket etmesi tek başına yeterli değildir; bu hareketin somut bir sonuç doğurmuş olması zorunludur.

Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre bir kamu görevlisinin görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılabilmesi için, göreve aykırı davranışının mutlaka şu üç sonuçtan en az birini doğurmuş olması gerekir: kişilerin mağduriyeti, kamunun zarara uğraması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması. Yargıtay, bu üç neticeden herhangi birinin gerçekleştiği kesin delillerle ispatlanamazsa, ortada göreve aykırı bir davranış veya ihmal olsa dahi suçun yasal unsurlarının oluşmadığına ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmektedir.

Bu yaklaşım son derece önemli bir güvence işlevi görür. Her türlü idari usulsüzlüğü, çalışanlar arası sürtüşmeyi ya da bürokratik hatayı ceza hukukuna taşımak, hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmaz. Kanun koyucu bu nedenle netice şartını bir filtre olarak kurgulamıştır.

Mağduriyet kavramı dar ekonomik zararla sınırlı değildir. Mağduriyet, sadece ekonomik zararı ifade etmez. Kişinin ekonomik, sosyal, siyasi ve medeni her türlü şahsi haklarının ihlal edilmesi mağduriyet kavramı içerisinde değerlendirilir. Polis merkezine şikayet başvurusu yapmak için giden vatandaşın şikayet başvurusunu almayan polis memuru görevi ihmal suretiyle kötüye kullanma işlemiş olur; çünkü şikayetçinin şikayet hakkını kullanmasını engellemiş ve bu yüzden mağduriyetine neden olmuştur.

Liyakat meselesi de bu çerçevede değerlendirilebilir. Liyakati olan kişinin haksız biçimde engellenmesi veya liyakati olmayan kişinin kayırmacılıkla öne çıkarılması, kişinin kariyer haklarına yönelik somut bir hak ihlali olarak mağduriyet kapsamında ele alınır.

İcrai ile İhmali Hareket Arasındaki Fark

Suçun birinci fıkrasında (md. 257/1) icrai hareket, yani yapmaması gereken bir şeyi yaparak görevi kötüye kullanma düzenlenmiştir. Bu hale örnek olarak; hukuka aykırı karar alma, mevzuat ihlali içeren işlem tesis etme, tanık ifadesini değiştirerek tutanağa geçirme ya da gerçekleşmemiş bir sınavda belge düzenleme sayılabilir.

İkinci fıkrada (md. 257/2) ise ihmali hareket, yani yapması gerekeni yapmayarak ya da geciktirerek görevi kötüye kullanma ele alınmıştır. İhmal, yerine getirilmesi gereken bir görevin hiç ya da gereği gibi yerine getirilmemesi; gecikme, belirli bir süre içinde yapılması gereken bir işlemin bu süre geçtikten sonra yapılması anlamına gelir.

Bu iki biçim arasındaki ceza farkı da kayda değerdir: icrai hareketle işlenen suçta 6 aydan 2 yıla kadar, ihmali hareketle işlenen suçta ise 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Her iki halde de kasıt aranır. Taksir bu suçun işleniş biçimi değildir. İş yoğunluğu sebebiyle bazı işlemleri yapmayan ya da geç yapan Cumhuriyet Savcısı açısından görevi savsama kastı bulunmaz. Müteahhit firma lehine gerçekleştirilen fazla tahakkukun iş yoğunluğunun neden olduğu beşeri hatadan kaynaklandığı durumlarda da suç işleme kastı yoktur.

Hiyerarşik Kayırma ve Kariyer Haklarının Engellenmesi

Kamu yönetimindeki hiyerarşik ilişkinin en sorunlu boyutlarından biri, üstün altın kariyer haklarına müdahalesidir. Terfi, kademe ilerlemesi, izin hakkı ya da emekliliğe sevk gibi konularda gerçekleştirilen kasıtlı sürüncemeler TCK md. 257/2 kapsamında ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmayı oluşturabilir.

Liyakata değil kayırmacılığa dayalı terfi süreçleri, haksız menfaat unsuru çerçevesinde değerlendirilebilir. Hak eden personelin engellenerek hak etmeyenin öne çıkarılması, hem mağduriyete hem haksız menfaate aynı anda yol açan bir işlem olduğundan her iki unsur bakımından da suçun unsurları oluşabilir.

TCK Madde 255: Nüfuz Ticareti

Kanun Metni

TCK md. 255/1 (6352 sayılı Kanunla değiştirilen şekli): "Kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle, haksız bir işin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya bir başkasına menfaat temin eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."

Madde, 2012'den itibaren kamu görevlisi olmayanların da fail olabilmesine olanak tanıyan bir yapıya kavuşturulmuştur. 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle suçun faili olmak için kamu görevlisi olma şartı kaldırılmış, failin kamu görevlisi olması ise ağırlaştırıcı sebep olarak düzenlenmiştir.

Suçun Özü: Nüfuzu Pazarlamak

Nüfuz ticareti suçu; kendisi kamu görevlisi olmayan bir kimsenin, kamu görevlileri üzerinde nüfuz sahibi olduğunu ileri sürerek haksız bir işi gördüreceği vaadiyle kendisine veya bir başkasına menfaat temin etmesiyle oluşur. Bu suçta kamu görevlisi, yapılan anlaşmadan genellikle habersizdir.

Suçun tamamlanması için sonucun (ruhsatın alınması, davanın kazanılması vb.) gerçekleşmesi şart değildir. TCK md. 255/2 uyarınca, menfaat temini konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmedilir. Bu düzenleme, tıpkı rüşvet suçunda olduğu gibi suçu fiilen erken bir aşamada cezalandırılabilir kılmaktadır.

Nüfuzun Somut Görünümleri

Hiyerarşik etki: bir üst amirin alt birimdeki memurun kararını etkileyebileceğinden bahisle menfaat sağlaması tipik bir nüfuz ticaretidir.

Siyasi ya da sosyal etki: karar verici makamlarla akrabalık, siyasi yakınlık ya da sosyal ilişki üzerinden "işi çözeceğini" vaat ederek menfaat elde eden kişinin eylemi bu kapsamda değerlendirilir.

Kurumsal nüfuz: belli bir kurumda çalışıyor olmak ya da orada hatırı sayılan biriyle tanışmak tek başına nüfuz sahibi olmak için yeterli değildir. Nüfuz, somut bir iş takibinde ticari araç haline getirilmelidir.

Nüfuz Ticareti ile Rüşvet Arasındaki Fark

Bu iki suçu birbirinden ayırt etmek hem nitelendirme hem de savunma stratejisi açısından belirleyici önem taşır.

Rüşvet suçunda kamu görevlisi de suç teşkil eden fiil içindedir; kamu görevlisi menfaat karşılığında hukuka aykırı bir işlem yapmayı kabul eder ve rüşvet anlaşmasının doğrudan tarafıdır. Nüfuz ticaretinde ise kamu görevlisi işin içinde değildir, genellikle yapılan anlaşmadan haberi dahi yoktur. Fail, yalnızca kamu görevlisi üzerinde etkisi olduğunu iddia ederek menfaat sağlar.

Bir diğer önemli ayrım, nüfuzun gerçekliği meselesidir. Nüfuz ticareti suçunda failin gerçekten nüfuz sahibi olup olmadığı suçun oluşumu açısından kritik değerlendirme noktasını oluşturur. Nüfuz ticareti suçunda failin ilgili kişiler üzerinde gerçekte nüfuz sahibi olması gerekir. Nüfuz sahibi olmayıp, mağdura böyle bir yalan söyleyerek menfaat temin ederse eylem dolandırıcılık olur; zira bu durumda failin iradesi sakatlanmış olacaktır.

Nüfuz Ticareti ile Dolandırıcılık Arasındaki Sınır

Bu nitelendirme meselesi Yargıtay içtihadında geniş yer kaplar. Çizgi şöyle belirlenmektedir:

TCK md. 158/2 ile TCK md. 255 arasındaki temel fark "aldatıcılık" unsurudur. Nüfuz ticaretinde karşılıklı iradenin sakatlanmadan oluşması iken nüfuz dolandırıcılığında iş sahibinin iradesinin anlaşma anında hileye uğratılması söz konusudur. Nüfuz ticaretinde her iki taraf da hukuka aykırı bir zemin üzerinde olduklarını bilmektedir.

Yargıtay 5. CD'nin 2017/12952 E. ve 2018/5012 K. sayılı kararında, failin belirli bir memurla temas kurduğu, görüştüğü veya sosyal, iş ya da akrabalık bağı bulunduğu yönünde delil elde edilemeyen durumlarda suçun maddi unsurunun gerçekleşmediği ve beraat kararı verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Aracılık, Müşterek Faillik ve Geniş Sorumluluk Ağı

Nüfuz ticaretinde kanun, sorumluluk ağını geniş tutmuştur:

  • Nüfuzu pazarlayan fail (2-5 yıl hapis + adli para cezası)
  • Haksız işini gördürmek için menfaat sağlayan iş sahibi (1-3 yıl hapis)
  • Suça aracılık eden kişi — tarafları buluşturan, müzakereyi kolaylaştıran — müşterek fail olarak birinci fıkradaki ceza ile cezalandırılır
  • Dolaylı olarak menfaat sağlanan üçüncü kişi ya da tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilileri de müşterek fail olarak sorumlu tutulur

Bu geniş sorumluluk ağı, olayın "sarfiyat" boyutunda kalan tarafların da cezasız kalmaması amacını taşımaktadır.

Hiyerarşik Baskı ve Kanunsuz Emir: Anayasa Madde 137

Kamu idaresinin hiyerarşik yapısı, alt kademedeki personeli zaman zaman hukuka aykırı emirleri yerine getirmeye zorlar. Bu baskının hukuki sınırları Anayasa md. 137 ve TCK md. 24 ekseninde çizilmektedir.

Anayasa md. 137: "Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Bu hüküm, birbirinden keskin biçimde ayrışan üç kategori ortaya koyar:

Birincisi, yalnızca hukuka aykırı emir: yazılı ısrar üzerine emri yerine getiren sorumlu olmaz; sorumluluk emri verende kalır.

İkincisi, konusu suç teşkil eden emir: mutlak yasak. Yazılı ısrar bile koruma sağlamaz; emri yerine getiren her koşulda sorumlu tutulur.

Hiyerarşik yapı dolayısıyla emri yerine getiren sorumlu olmaz; sorumluluk emri verene aittir. Ancak emir hukuka aykırı olmanın yanı sıra ayrıca suç da teşkil edebilir. Anayasamız konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesine "hiçbir surette" izin vermemektedir. Bu durumda emri yerine getiren sorumluluktan kurtulamaz.

Disiplin Soruşturması ile Ceza Davası Arasındaki Etkileşim

Aynı kamu görevlisi eylemi hem disiplin soruşturmasına hem de ceza davasına konu olabilir. Bu iki sürecin birbirine etkisi Danıştay ve Yargıtay içtihadıyla netleştirilmiştir.

Kamu görevlilerince işlenen fiillerin disiplin suçunun yanında ceza hukuku bakımından da suç teşkil etmesi durumunda, ceza yargılaması ile disiplin soruşturması birbirinden bağımsız yürütülecek ve kamu görevlisinin "üzerine atılı fiili işlemediğine" dair hükümler dışında, ceza mahkemesi kararlarının disiplin yargılaması bakımından doğrudan bağlayıcılığı söz konusu olmayacaktır.

Pratik sonucu şudur: beraat kararı, otomatik olarak disiplin cezasını engellemez. Tersine, disiplin cezası verilmemiş olması ceza soruşturmasını durdurmaz. Ancak ceza mahkemesinin "fiili işlemediğine" dair net bir tespiti varsa, bu bulgu disiplin hukuku açısından bağlayıcı nitelik kazanır.

Savunma stratejisi açısından bu etkileşim son derece önemlidir. Eş zamanlı yürütülen disiplin ve ceza süreçlerinde yapılan savunma beyanları, ifade içerikleri ve sunulan deliller her iki dosyada da kullanılabilir; bu nedenle her iki rejimi koordineli biçimde yönetmek zorunludur.

İspat Standartları ve Delil Anlayışı

Nüfuz ticareti davalarında Yargıtay içtihadı delil standardı konusunda kayda değer bir titizlik sergilemektedir. Yargıtay kararlarına göre; failin kamu görevlisiyle temas kurduğu, görüştüğü veya herhangi bir sosyal, iş ya da akrabalık bağı bulunduğu yönünde delil elde edilememişse nüfuz ticaretinin maddi unsuru gerçekleşmemiştir. Sanığın soyut vaatlerinde bulunması tek başına nüfuz kullanacağı izlenimini doğurmaya yeterli değildir.

HTS (Arama Trafik Sistemi) kayıtları, mesaj içerikleri ve tanık beyanları bu davalarda temel delil araçlarını oluşturmaktadır. Sadece bir kişiyle tanışık olmak ya da aynı kurumda görev yapmış olmak nüfuz sahibi olunduğunu kanıtlamaz; nüfuzun somut bir iş takibinde ticari araç haline getirildiğinin ortaya konulması gerekir.

Görevi kötüye kullanma davalarında ise netice unsurunun varlığı — kişi mağduriyeti, kamu zararı ya da haksız menfaat — kanıtlanmak zorundadır. Yargıtay, soyut kurallara aykırılığın tek başına yeterli olmadığını defalarca vurgulamıştır.

Zamanaşımı ve Soruşturma İzni

Zamanaşımı: TCK md. 257'ye göre görevi kötüye kullanma suçunun zamanaşımı 8 yıldır. Bu süre içinde dava açılmazsa artık yargılama yapılamaz.

Soruşturma izni: Kamu görevlileri hakkında kural olarak idari merciden izin alınması gerekmektedir. İzin aşamasındaki usul ihlalleri soruşturmanın ilerleyişini doğrudan etkiler; bu nedenle ilgili merciin ret kararına karşı idari yargı yoluna başvurmak şikayetçi açısından kritik bir adımdır.

HAGB: Suçun cezası 2 yıl veya altında olduğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Bu imkân özellikle memuriyet kaydı üzerindeki etkileri bakımından önem taşımaktadır.

Sonuç: Yetkinin Sınırını Bilmek, Güvenin Temelini Oluşturur

Görevi kötüye kullanma ve nüfuz ticareti suçları, kamu idaresine duyulan toplumsal güvenin en doğrudan güvencelerinden ikisini oluşturmaktadır. Bu iki suç tipinin doğru anlaşılması, hem kamu görevlisine kendi sorumluluğunun sınırlarını gösterir hem de bu yetkinin kötüye kullanıldığına inanan bireylere hangi araçlarla hak arayabileceğini ortaya koyar.

Netice zorunluluğu, tamamlayıcı norm niteliği ve kast gerekliliği gibi unsurlar, görevi kötüye kullanmayı her türlü idari hatadan ayırt eden güvenceler olarak işlev görmektedir. Nüfuz ticaretinde ise nüfuzun gerçekliği, iş sahibinin bilinçliliği ve somut anlaşmanın varlığı suç sınırını belirleyen temel kriterlerdir.

Hiyerarşik yapı içinde baskıya maruz kalanlar için ise yanıt açıktır: konusu suç teşkil eden emirleri yerine getirmenin güvencesi yoktur. Bu noktada her kamu görevlisine düşen yükümlülük, emrin meşruluğunu denetlemek ve suç teşkil eden talimatlara karşı Anayasa'nın tanıdığı ret hakkını kullanmaktır.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

16.04.2026

Sıkça Sorulan Sorular

Görevi kötüye kullanma suçunda her idari kurala aykırılık suç oluşturur mu? Hayır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre göreve aykırı davranış tek başına yeterli değildir. Kişi mağduriyeti, kamu zararı ya da haksız menfaat sağlanması gibi somut neticelerden birinin gerçekleşmiş olması zorunludur.

Aynı iş için hem rüşvet hem nüfuz ticareti söz konusu olabilir mi? Hayır. Bu iki suç aynı anda oluşamaz. Kamu görevlisi anlaşmanın tarafıysa rüşvet; habersizse nüfuz ticareti söz konusudur. Sınırda kalan durumlarda delil değerlendirmesi belirleyici olur.

Üstün emriyle yapılan bir işlemden dolayı alt kademe sorumlu tutulabilir mi? Hukuka aykırı emirde yazılı ısrar halinde emri yerine getiren sorumsuzdur; sorumluluk emri verene geçer. Ancak konusu suç teşkil eden emir hiçbir koşulda bu güvenceyi sağlamaz; yerine getiren her durumda sorumlu tutulur.

Ceza mahkemesinde beraat edersem disiplin cezam da kalkar mı? Otomatik olarak kalkmaz. Beraat gerekçesi belirleyicidir. "Fiili işlemediğine" dair bir tespit içeren beraat, disiplin hukukunda bağlayıcıdır. Delil yetersizliğinden beraat ise disiplin soruşturmasını engellemez.

Nüfuz ticaretinde anlaşıldı ama sonuç alınamadı; suç yine de oluştu mu? Evet. TCK md. 255/2 uyarınca anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmedilir. Sonucun fiilen gerçekleşip gerçekleşmemesi suçun oluşumu için gerekli değildir.

Yazar Hakkında

Avukat Yusuf KILIÇKAN, ceza hukuku ve idari yargı alanlarında uzmanlaşmış bir hukukçudur. Özellikle kamu görevlilerinin görev suçları, nüfuz ticareti ve yolsuzlukla mücadele mevzuatı üzerine teknik analizler yürütmektedir. Savunma stratejilerinde, idari hiyerarşinin yarattığı baskı unsurlarını ve delil hukuku prensiplerini merkeze almaktadır.

İletişim: [av.yusufkilickan@gmail.com] Web: [yusufkilickan.av.tr]

Yasal Uyarı: Bu içerik, 28 Mart 2026 tarihindeki güncel Yargıtay uygulamaları ve TCK mevzuatı ışığında bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Görevi kötüye kullanma ve nüfuz ticareti suçları, oldukça geniş bir takdir alanına sahip olup her somut olayın "görevin gerekleri" ve "meşruiyet" sınırları dahilinde bir ceza hukukçusu tarafından incelenmesi gerekir. İdari soruşturma ile eş zamanlı yürüyen ceza davalarında savunmanın her iki rejim arasındaki etkileşimi gözetecek şekilde kurgulanması hak kaybını önleyecektir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Upholding justice and the rule of law, we defend our clients' rights at national and international levels with the highest professional standards.

This website has been prepared by Attorney Yusuf Kılıçkan in compliance with the Attorneys Act and the Turkish Bar Association's Advertising Prohibition Regulation. The information on this site does not constitute legal advice.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. All Rights Reserved.