Back to Blog
4/7/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
MİRAS HUKUKU

Muris Muvazaası

Share
Muris Muvazaası

TL;DR: Muris muvazaası, mirasbırakanın sağlığında mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak göstermesinden doğan nispi muvazaa türüdür. Hukuki dayanağı TBK md. 19 ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 01.04.1974, 1/2 sayılıdır. Miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar, saklı pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın, zamanaşımına tabi olmaksızın her zaman tapu iptali ve tescil davası açabilir. Ancak murisin sağlığında mirasını paylaştırma iradesinin somut olgularla ortaya konulması halinde muvazaa iddiası çöker. Uygulamada davaların büyük bölümü hukuki argüman eksikliğinden değil, somut ve bütüncül delil sunulamamasından kaybedilmektedir.

YAZAR: Avukat Yusuf KILIÇKAN

TARİH: 07.04.2026

Tapunun Arkasındaki Gerçek: Muris Muvazaasını Anlamak

Türk miras hukuku uygulamasında muris muvazaası, sadece teknik bir geçersizlik meselesi değil; aynı zamanda irade, amaç ve görünüş arasındaki çatışmanın en yoğun biçimde ortaya çıktığı alanlardan biridir. Mirasbırakanın sağlığında yaptığı tasarrufların hukuki niteliği çoğu zaman işlemin tapudaki görünümüyle değil, bu işlemin arkasındaki gerçek iradeyle belirlenir. Bu nedenle muris muvazaası davaları yüzeyde görülen işlem türünün ötesine geçer; yargılamanın odağı doğrudan doğruya murisin gerçek amacına yönelir.

Tapuda satış olarak görünen bir işlem çoğu zaman gerçekte bağış niteliğindedir. Ancak bu tespit tek başına hukuki sonucu belirlemez. Asıl belirleyici olan, bu bağışın hangi saikle yapıldığıdır.

Hukuki Temel: Nispi Muvazaa ve TBK md. 19

Muris muvazaası, öğretide ve yargı uygulamasında nispi muvazaa olarak kabul edilir. Görünürdeki işlem ile tarafların gerçek iradesi arasında bilinçli bir uyumsuzluk mevcuttur: mirasbırakan, gerçekte bağışlamak istediği bir taşınmazı satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümünde devreder.

Bu yapının pozitif hukuktaki dayanağı TBK md. 19'dur. Madde, "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmünü içermektedir. Bu genel hükmün miras hukukuna özgü uygulaması, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile somutlaştırılmıştır.

Söz konusu tarihi kararın sonuç bölümü çok açıktır: "Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine" karar verilmiştir.

Burada hukuki sorun saf şekli bir uyumsuzluktan ibaret değildir. Asıl mesele, bu işlemin dürüstlük kuralına aykırı bir amaç taşıyıp taşımadığıdır. Eğer amaç mirasçıların miras hakkını bertaraf etmekse, işlem baştan itibaren hukuka aykırı kabul edilir ve yaptırımı tapu iptali ile tescilin hükme bağlanmasıdır. Buna karşılık aynı işlem, mirasbırakanın makul ve kabul edilebilir bir paylaştırma amacıyla yapılmışsa, artık hukuka aykırı bir kasttan söz edilemez.

Muris Muvazaasının Unsurları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında istikrar kazanan anlayışa göre muris muvazaasının dört temel unsuru şunlardır:

Görünürdeki sözleşme, gerçek iradesini gizleyen mirasbırakanın tapu müdürlüğü önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi yönünde açıklamasıdır. Gizli sözleşme, mirasbırakan ile devralan arasında gerçek niyetlerin ortaya konulduğu ancak diğer mirasçılardan gizlenen bağış iradesidir. Muvazaa anlaşması, tarafların görünürdeki işlemin kendileri arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağı konusunda anlaşmasını ifade eder. Mirasçıları aldatma kastı ise muris muvazaasını sıradan bir nispi muvazaadan ayıran ve tüm unsurların merkezinde yer alan belirleyici unsurdur. Sadece bağışın varlığı yetmez; söz konusu bağışın mirasçıları miras hakkından yoksun bırakma amacıyla yapılmış olması zorunludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/821 E., 2023/1222 K. sayılı kararında bu çerçeve son derece açık biçimde ortaya konulmuştur: Temlikin muvazaalı olması tek başına tapu iptali için yeterli değildir. Muvazaalı işlemin aynı zamanda muris tarafından mal kaçırma kastıyla yapılmış olması ve bu kastın ispat edilmesi şarttır.

En Kritik Kırılma: Paylaştırma İradesi

Uygulamada çoğu dosyada görünürdeki işlemin bağış olduğu kolaylıkla ortaya konulabilir. Satış bedelinin gerçekte ödenmemesi, taraflar arasındaki yakınlık ilişkisi, devralanın ekonomik durumunun yetersizliği gibi unsurlar bu tespiti destekler. Ancak bu aşamada yapılan en yaygın hata, bağışın varlığının tek başına muvazaa için yeterli olduğu varsayımıdır.

Oysa bağış, hukuken başlı başına sorunlu bir işlem değildir. Sorun yaratan bağış, mirasçıları dışlama ve miras hakkını ihlal etme amacıyla yapılan bağıştır.

Mirasbırakanın paylaştırma iradesi bu nedenle muris muvazaası davalarının merkezine yerleşir. Yargıtay'ın tutarlı yaklaşımı şudur: mirasbırakanın sağlığında mirasçılar arasında makul bir denge kurarak tasarrufta bulunduğu durumlarda mal kaçırma kastı bulunmamaktadır. Böyle bir durumda görünürdeki işlem teknik olarak bağış niteliğinde olsa bile, muvazaa iddiası hukuki zeminini kaybeder. Çünkü artık ortada mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik bir irade yoktur; aksine mirasın sağlığında bölüştürülmesine yönelik makul bir tasarruf söz konusudur.

Paylaştırma Dengesinin Ölçütü: Matematiksel Eşitlik Değil, Hakkaniyete Uygun Denge

Miras hukukunda aranan şey mutlak ya da matematiksel bir eşitlik değil, makul ve hakkaniyete uygun bir dengedir. Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir.

Mirasbırakan, bir mirasçısına taşınmaz devrederken diğerine yıllar içinde önemli ekonomik katkılar sağlamış olabilir. Birine konut bırakılırken diğerine iş kurma imkânı tanınmış, borçları ödenmiş ya da uzun süreli bakım karşılığında farklı kazandırmalar yapılmış olabilir. Bu tür durumlar birlikte değerlendirildiğinde, murisin bütünsel iradesi ortaya çıkar.

Ancak bu denge yalnızca görünürde kalıyorsa ve gerçekte ciddi bir orantısızlık mevcutsa, artık paylaştırma savunması geçerliliğini yitirir. Özellikle murisin malvarlığının büyük bölümünü tek bir mirasçıya yönlendirdiği ve bunun makul bir gerekçeyle açıklanamadığı durumlarda, Yargıtay söz konusu tasarrufları paylaştırma olarak değil muvazaa olarak değerlendirme eğilimindedir.

Son dönemde dikkat çeken önemli bir gelişme de taşınmaz dışındaki ekonomik katkıların paylaştırma kapsamında kabul edilmesidir. Mirasbırakanın bir mirasçıya ev alması, diğerine iş kurması ya da önemli yaşam giderlerini üstlenmesi; bu katkılar somut verilerle ispatlanabildiği ölçüde paylaştırma iradesinin parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, murisin iradesinin yalnızca tapu işlemleriyle sınırlı olmadığını ve ekonomik gerçekliğin bütüncül biçimde gözetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Ancak sınır nettir: ispatlanamayan katkı hukuken yok sayılır.

İspat Yükü ve Yargıtay'ın Değerlendirme Ölçütleri

İspat meselesi, muris muvazaası davalarının belirleyici unsurudur. Davacı taraf muvazaayı ispat etmekle yükümlüdür; davalı taraf paylaştırma iradesine dayanıyorsa bu iddiayı da soyut beyanlarla değil somut delillerle desteklemek zorundadır.

Yargıtay, muvazaa iddiasının ispatı için özel bir delil sistemi öngörmüştür: muris muvazaasına dayalı davalar, tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir. Bu yaklaşım, murisin gerçek iradesine ölümünden sonra ulaşmanın yapısal güçlüğünü gözeten pragmatik bir çözümdür.

Yüksek Mahkeme değerlendirmesini hiçbir zaman tek bir unsur üzerinden yapmaz; bütüncül bir perspektif benimser. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 5.7.2023 tarihli ve 2022/5867 E., 2023/3994 K. sayılı kararında bu çerçeve şöyle ortaya konulmuştur: "ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır."

Yargıtay HGK'nın 5.7.2023 tarihli ve 2022/89 E., 2023/709 K. sayılı kararı da bu değerlendirme yöntemini teyit etmektedir: murisin tüm malvarlığına bakılır, yapılan tasarrufların kapsamı incelenir, mirasçılar arasındaki denge analiz edilir ve aile içi ilişkiler dikkate alınır. Ortaya çıkan tablo, murisin gerçek iradesini belirler.

Uygulamada davaların kaybedildiği yer tam da burasıdır. Taraflar çoğu zaman hukuki nitelendirme yapar; ancak bu nitelendirmeyi taşıyacak somut veriyi dosyaya koyamaz. Oysa mahkeme açısından belirleyici olan anlatı değil, bu anlatının dayandığı olgulardır.

Pratik Delil Haritası

Dava sürecinde murisin gerçek iradesinin tespiti için dosyaya yansıtılması gereken temel deliller şunlardır:

Banka ve finansal kayıtlar, belki de en güçlü delil grubunu oluşturmaktadır. Devralanın satış bedelini fiilen ödeyip ödemediği, banka transferlerinin ve kasadan ödeme belgelerinin varlığı ile tutarları doğrudan bu kayıtlarla sorgulanır. Satış bedelinin hiç ödenmemiş ya da taşınmaz değerinin çok altında kalmış olması kuvvetli bir muvazaa karinesi oluşturur; ancak HGK'nın vurguladığı üzere bu fark tek başına muvazaanın kanıtı değildir.

Devralanın ekonomik durumu da kritik bir inceleme alanıdır. Devir tarihinde devralanın taşınmaz bedelini karşılayacak gelir, birikim veya servetinin bulunup bulunmadığı; bu amaçla bankacılık kayıtları, kira gelirleri ve iş durumu araştırılır.

Taşınmaz devir kayıtları ve zamanlaması da değerlendirmeye alınır. Devrin murisin ağır hastalık döneminde ya da ölümünden kısa bir süre önce gerçekleştirilmiş olması önemli bir karineye zemin oluşturabilir. Devrin aynı dönemde birden fazla taşınmazı kapsaması da dikkat çekici bir veri olarak değerlendirilir.

Aile içi ilişkiler ve sosyal bağ, muris ile mirasçılar arasındaki ilişki dinamiklerini ortaya koyar. Devralan ile muris arasındaki yakınlık, bakım ilişkisi ya da uzun süreli birlikte yaşama gibi olgular paylaştırma savunmasını destekleyebilir; buna karşılık belirli mirasçılarla belgelenmiş husumet, bazı mirasçıları dışlama kastını güçlendirir.

Tanık beyanları tek başına yeterli görülmez. Ancak diğer delillerle örtüştüğünde ve olgusal zemine dayandığında anlam kazanır ve değerlendirilir.

Muris Muvazaası ile Mirasta Denkleştirme: Birbirinden Farklı Hukuki Kurumlar

Bu iki kurumun karıştırılması, dava stratejisinin en başından hatalı kurulmasına neden olur.

Mirasta denkleştirmede mirasbırakan yaptığı kazandırmayı açıkça miras payına mahsup etmek istemektedir. İşlem geçerlidir; tartışma yalnızca bu kazandırmanın miras paylaşımı aşamasında nasıl dengeleneceği üzerinedir.

Muris muvazaasında ise işlem baştan itibaren hukuka aykırı bir amaca dayanmaktadır. Bu nedenle geçersizdir; sonucu tapu iptali ve tescilin hükme bağlanmasıdır. Muvazaanın varlığı halinde taşınmaz sanki hiç devredilmemiş gibi terekeye dahil edilir ve mirasçılar arasında paylaştırılır.

Önemli bir not: muris muvazaası davası açılırken kademeli talep olarak tenkis isteminin de eklenmesi mümkündür. Yargıtay 22.05.1987 tarihli ve 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca her iki dava aynı dilekçede ya da ayrı dilekçelerle kademeli biçimde açılabilir; davacı bunlardan birini diğerine tercih etmeye zorlanamaz.

Zamanaşımı Meselesi: Her Zaman Açılabilir

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre yoktur. Yargıtay'ın bu konudaki içtihadı istikrar kazanmış ve tekrar tekrar teyit edilmiştir. Muris muvazaası davası, murisin ölümünden yirmi, otuz, hatta daha uzun yıllar sonra dahi açılabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2012 tarihli ve 2012/220 E., 2012/5319 K. sayılı kararında bu ilke açıkça ifade edilmiştir: "muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davalarının, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın açılması olanaklıdır."

Bununla birlikte, geçen sürenin delil toplanması açısından yaratacağı pratik güçlükler göz ardı edilemez. Tanıklar hayatını kaybetmiş ya da hatırlayamaz hale gelmiş olabilir; banka kayıtlarına erişim zorlaşabilir. Bu nedenle hakkın mevcut olması ile hakkın fiilen kullanılabilmesi arasındaki fark pratikte önem kazanır.

Kapsam: Tapuda Kayıtlı Taşınmazlar

Muris muvazaasının uygulama alanı tapuda kayıtlı taşınmazlarla sınırlıdır. Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmazın veya taşınır malların benzer bir amaçla devredilmesi halinde, resmi şekil şartının bulunmaması nedeniyle gizli işlem geçerli sayılabilir ve muris muvazaası hükümleri doğrudan uygulanamaz.

Aynı şekilde mirasbırakanın bizzat ve açıkça bağış yaptığı durumlarda, görünürdeki işlem ile gizli işlem arasında bir uyumsuzluk bulunmadığından muris muvazaasından söz edilemez. Kooperatif ve şirket ortaklık paylarının devri de kişisel hak niteliğinde değerlendirildiğinden kural olarak muris muvazaası kapsamına girmez.

Sonuç: Muris Muvazaasında Belirleyici Tek Soru

Muris muvazaası davaları, şekil üzerinden değil içerik üzerinden yürüyen davalardır. Tapuda yazan ile gerçekte olan arasındaki fark tek başına yeterli değildir. Asıl belirleyici olan, bu farkın hangi amaçla yaratıldığıdır.

Yargılamanın merkezindeki tek soru şudur: Mirasbırakan bu işlemi neden yaptı?

Bu soruya verilen cevap, dosyada yer alan delillerle tutarlı ve somut biçimde desteklenebiliyorsa, davanın sonucu büyük ölçüde belirlenir. Paylaştırma iradesi açık ve ikna edici şekilde ortaya konulduğunda muvazaa iddiası çöker. Buna karşılık murisin tasarrufları belirli mirasçıları dışlama sonucunu doğuruyorsa ve bu durum makul bir gerekçeyle açıklanamıyorsa, işlem ne kadar kusursuz bir hukuki forma büründürülmüş olursa olsun iptal edilir.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

07.04.2026

Sıkça Sorulan Sorular

Muris muvazaası davası kimler tarafından açılabilir? Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, saklı pay sahibi olup olmadığına bakılmaksızın miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar bu davayı açabilir. Her mirasçı, diğer mirasçıların rızasına ihtiyaç duymadan kendi miras payı oranında dava açabilir.

Muris muvazaası davasını açmak için süre var mı? Hayır. Bu dava zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; murisin ölümünden yıllar sonra dahi açılabilir. Bununla birlikte geçen süre delil toplanmasını zorlaştırabilir.

Tapudaki satış bedelinin düşük olması muvazaayı kanıtlar mı? Tek başına kanıtlamaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark önemli bir karine olmakla birlikte, tek başına muvazaanın kanıtı olarak kabul edilemez; diğer olgularla desteklenmesi gerekir.

Mirasbırakan tüm mirasçılara eşit paylaştırdıysa yine de dava açılabilir mi? Bu durumda muvazaa iddiası hukuki zeminini büyük ölçüde kaybeder. Yargıtay'ın yaklaşımı, mirasbırakanın mirasçılar arasında makul ve hakkaniyete uygun bir denge kurduğu durumlarda mal kaçırma kastının bulunmadığı yönündedir.

Muris muvazaasında tanıkla ispat mümkün mü? Evet. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, muris muvazaasına dayalı davaların tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceğini açıkça kabul etmektedir. Ancak tanık beyanı tek başına yeterli görülmez; diğer delillerle desteklenmesi gerekir.

Devralanın ödeme gücü bulunmaması tek başına yeterli delil midir? Güçlü bir karine oluşturmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Banka kayıtları, gelir durumu ve diğer malvarlığı verileriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Muris muvazaası ile tenkis davası aynı anda açılabilir mi? Evet. Yargıtay 22.05.1987 tarihli 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca her iki dava aynı dilekçede kademeli talep olarak ya da ayrı dilekçelerle birlikte açılabilir. Davacı bu iki yoldan birini diğerine tercih etmeye zorlanamaz.

Muris muvazaası ile mirasta denkleştirme arasındaki fark nedir? Denkleştirmede mirasbırakan yaptığı kazandırmayı miras payına mahsup etmek istemekte; işlem geçerlidir, tartışma sadece paylaşım hesabı üzerinedir. Muris muvazaasında ise işlem baştan geçersizdir ve sonucu tapu iptali ile tescilin hükme bağlanmasıdır.

Yazar Hakkında: Avukat Yusuf KILIÇKAN, miras hukuku, tapu ve gayrimenkul uyuşmazlıkları alanında uzman bir hukukçudur. Muris muvazaası, tenkis ve miras paylaşımı davalarında danışmanlık ve dava temsili hizmeti sunmaktadır. Ayrıntılı bilgi ve iletişim için:

av.yusufkilickan@gmail.comyusufkilickan.av.tr

Yasal Uyarı: Bu makale, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut durum kendi özgün koşullarını barındırdığından, hukuki süreç başlatmadan önce uzman bir avukattan görüş alınması önerilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Upholding justice and the rule of law, we defend our clients' rights at national and international levels with the highest professional standards.

This website has been prepared by Attorney Yusuf Kılıçkan in compliance with the Attorneys Act and the Turkish Bar Association's Advertising Prohibition Regulation. The information on this site does not constitute legal advice.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. All Rights Reserved.