Back to Blog
5/18/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
TEKNOLOJİ HUKUKU

Savaşta Yapay Zeka Kullanımı

Share
Savaşta Yapay Zeka Kullanımı

TL;DR: Büyük güçler arasındaki güvenlik diyaloğunun gündemine giren askeri yapay zeka meselesi, 2026 itibarıyla uluslararası hukukun en keskin krizlerinden birini olgunlaştırmaktadır. Öldürücü otonom silah sistemleri (LAWS) insan müdahalesi olmaksızın hedef seçip ateş açabilen sistemler olarak tanımlanmakta; ancak bu sistemlerin mevcut uluslararası insancıl hukuk çerçevesine ne ölçüde uyum sağlayabileceği tartışması henüz yanıtsız kalmaktadır. BM Genel Sekreteri 2026 sonuna kadar bağlayıcı bir antlaşma müzakeresinin tamamlanmasını zorunlu görmektedir; 156 devlet bu çağrıyı desteklemiştir. Bununla birlikte küresel askeri kapasitelerinin büyük bölümünü elinde bulunduran devletlerin antlaşma sürecine direnç göstermesi, bu sürecin fiilen tıkanmasına yol açmaktadır. İnsancıl hukukun ayrım, orantılılık ve ihtiyat ilkeleri otonom sistemlerin algoritmaları tarafından yerine getirilemiyorsa hesap sorulabilirlik boşluğu kapatılamaz bir yapısal sorun hâline gelir.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN

Tarih: 18 Mayıs 2026

Haberin Tetiklediği Soru: Yapay Zeka Savaş Kararı Alabilir mi?

Büyük askeri güçlerin güvenlik diyaloglarında yapay zekanın askeri kullanımının gündem maddesi hâline gelmesi, yüzeysel bir diplomatik jest değildir. Bu mesele; savaş hukukunun kodlandığı normatif çerçevenin, insan zekasının yerini alan algoritmalar karşısında nasıl ayakta tutulacağı sorusunun somut bir siyasi tezahürüdür.

Son dönemdeki silahlı çatışmalarda yapay zekanın daha önce görülmemiş bir operasyonel yoğunlukta kullanıldığı belgelenmektedir. Maven Smart System gibi askeri AI platformları, birden fazla kaynaktan gelen verileri toplayarak potansiyel operasyonlar için öneri üretmekte ve insan operatörlerin karar süreçlerini hızlandırmaktadır. İsrail'in geliştirdiği Iron Beam lazer sistemi ise 2025 sonunda hız kazanan konuşlandırma süreciyle özerk hedefleme kapasitesini cephede fiilen kullanmaktadır; yüksek hızlı tehditlerin geliyor-vuruyor döngüsü, insan operatörün tepki süresini aşmaktadır.

Bu tablonun hukuki kışkırtıcılığı şuradan kaynaklanmaktadır: bir makine hedef seçip ateş açtığında, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokollerle kodifiye edilmiş uluslararası insancıl hukukun öngördüğü değerlendirmeleri kim yapmaktadır?

Uluslararası İnsancıl Hukuk: Üç İlkenin Algoritmik Testi

Ayrım İlkesi

Uluslararası insancıl hukukun en temel ilkesi, 1977 tarihli Ek Protokol I m. 48'de hükme bağlanan ayrım ilkesidir: çatışmanın tarafları her zaman siviller ile savaşanlar, sivil nesneler ile askeri hedefler arasında ayrım yapmak ve operasyonlarını yalnızca askeri hedeflere yöneltmekle yükümlüdür.

Otonom bir sistemin bu ayrımı doğru biçimde yapıp yapamayacağı sorusu teknik değil hukukidir. "Makul komutan" standardı — makul bir insan komutanın benzer koşullarda hangi kararı vereceği— tarihsel olarak hukuki değerlendirmenin ölçütü olmuştur. Bir algoritmanın bu standardı karşıladığını ne teknik olarak doğrulamak ne de hukuki olarak ispat etmek bugün itibarıyla mümkündür. Bağlamı anlayan, sivil kalabalığın içindeki savaşanı tespit eden ve belirsizlik durumunda ihtiyatlı davranan bir "makul komutan" ile belirli eğitim verisi üzerinden optimize edilmiş bir görüntü sınıflandırma sistemi arasındaki uçurum, hukuki değerlendirmeye dirençli bir teknik boşluk oluşturmaktadır.

Orantılılık İlkesi

Ek Protokol I m. 51/5-b, beklenen somut ve doğrudan askeri kazanımla kıyaslandığında açıkça orantısız olan sivil kayıplara yol açacak saldırıları yasaklamaktadır. Bu değerlendirme; niyeti, bağlamı, olası alternatif araçları ve çatışmanın genel tablosunu aynı anda göz önünde bulundurma kapasitesi gerektiren karmaşık bir ahlaki-operasyonel hesaplamadır.

2024 tarihli bir akademik analizin ortaya koyduğu üzere otonom sistemler mevcut teknik gerçeklikle bu değerlendirmeyi yapamamaktadır; çünkü orantılılık hesabı hem belirsiz hem çoğul hem de bağlama derin biçimde gömülü bilgilere dayanmaktadır. Bu saptama savunucuların değil eleştirmenlerin argümanı değildir; LAWS meselesini inceleyen uzmanların çok geniş bir kesiminin vardığı teknik-hukuki sonuçtur.

İhtiyat ve Önlem Yükümlülüğü

Ek Protokol I m. 57, aktif çatışma ortamında mümkün olan her türlü önlemin alınmasını ve sivil kayıpların en aza indirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özerk karar veren bir sistemin bu yükümlülüğü anlık değişen savaş koşullarında yerine getirebilmesi için insan müdahalesinden bağımsız biçimde çevresel değişkenlere adapte olabilmesi gerekir. Bu adaptasyon kapasitesi ise halihazırda var olan sistemlerde henüz kanıtlanmış değildir.

Hesap Sorulabilirlik Boşluğu: Robot Suç İşlerse Kim Yargılanır?

Uluslararası ceza hukukunun mevcut çerçevesi insan failliği üzerine inşa edilmiştir. Roma Statüsü, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisini savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım bakımından düzenlemiş; fakat bu suçların yapay zeka sistemi tarafından işlenmesi hâlini hiçbir maddesiyle ele almamıştır.

Bir otonom silah sistemi sivillere saldırıp savaş suçu oluşturan bir eylem gerçekleştirdiğinde hesap sorulabilecek üç potansiyel aktör bulunmaktadır. Komuta sorumluluğu zincirinde sistemi konuşlandıran komutan yer almaktadır; ancak sistemin öngörülemeyen otonom kararı için komutanın sorumluluğunun sınırları tartışmalıdır. Geliştirici sorumluluk kapsamında sistemi tasarlayan ve üreten şirket ya da devlet kurumu gelmektedir; ürün sorumluluk hukukundan türetilen bu sorumluluk teorisi uluslararası hukuk kapsamında henüz test edilmemiştir. Devlet sorumluluğu ise sistemi konuşlandıran devletin uluslararası hukuku ihlal etmesinden doğan devlet sorumluluğu çerçevesidir.

Bu üç potansiyel sorumluluk kaynağının hiçbiri, mevcut hukuk tarafından net bir yükümlülük yapısına kavuşturulmamıştır. "Hesap sorulabilirlik boşluğu" kavramı tam da bu sorunun adıdır: insan sorumluluğu bulunmayan bir yapay zeka sistemi tarafından gerçekleştirilen ihlallerde mevcut hukuk boşlukta kalmaktadır.

BM Süreci: 2026 Deadline ve Üç Ulusal Pozisyon

Mevcut Müzakere Çerçevesi

BM Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi (CCW) bünyesindeki Hükümet Uzmanları Grubu (GGE LAWS), 2018'den bu yana LAWS meselesini ele almaktadır. Kasım 2024'te kabul edilen "rolling text" (yuvarlanan metin), gelecekteki bir antlaşma için temel unsurları çerçevelemeye çalışmaktadır: LAWS'ın öngörülebilir, güvenilir, izlenebilir ve açıklanabilir olması; ahlaki ve hukuki öneme sahip kararlarda bağlama uygun insan denetiminin sağlanması; hedef türleri, süre, coğrafi kapsam ve operasyon ölçeğinin kısıtlanması; ve etkinleştirme sonrasında insan operatörlerin sistemi devre dışı bırakabilmesi.

Eylül 2025'teki GGE oturumunda 42 devlet ortak bildiri yayımlayarak rolling text temelinde müzakere başlatılması için hazır olduklarını açıklamıştır. Kasım 2025'te gerçekleştirilen BM Genel Kurulu oylamasında ise 156 devlet LAWS düzenlemesini destekleyen karar metnini desteklemiştir.

Üç Temel Ulusal Pozisyon

West Point Lieber Enstitüsü'nün Şubat 2025 tarihli kapsamlı analizi, devletlerin LAWS meselesindeki tutumunu üç kategoride sınıflandırmaktadır.

Gelenekselciler mevcut uluslararası hukukun uygulanmasının yeterli olduğunu savunmaktadır. Bu pozisyon büyük askeri kapasitelere sahip devletler tarafından benimsenmekte olup yeni bir antlaşmanın gereksiz olduğunu ve mevcut IHL kurallarının yorumlanmasıyla LAWS'ın düzenlenebileceğini öngörmektedir.

Yasakçılar LAWS'ın tamamen yasaklanması gerektiğini savunmaktadır. Elli'yi aşkın devlet ve Stop Killer Robots gibi sivil toplum koalisyonları bu pozisyona yakındır; argümanlarının temeli, insan kontrolü dışında işleyen ve IHL'e uyum sağlayamayan sistemlerin var olamayacağıdır.

Dualistler bazı LAWS türlerini yasaklayan, diğerlerini düzenleyen bir antlaşma çerçevesi önermektedir. Bu pozisyon, "öldürücü" ve "savunma amaçlı" sistemler arasında ayrım gözetmektedir.

2026 Cenevre Yedinci Gözden Geçirme Konferansı

2026 sonu CCW Yedinci Gözden Geçirme Konferansı, bu müzakerelerin somut bir araçla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını belirleyecek kritik eşiktir. BM Genel Sekreteri bu tarihe kadar bağlayıcı bir antlaşmanın tamamlanmasını açıkça talep etmektedir. Ancak büyük askeri güçlerin tutumu değişmediği sürece bağlayıcı bir sonuca ulaşmak yapısal olarak güçtür.

Siyaset analisti uzmanların 2026 Ocak başında yayımlanan analizlerinde belirtildiği üzere 2026, uluslararası diplomatik müdahale için fiilen son fırsatı temsil eden "ön çoğalma penceresi"nin kapandığı an olabilir. Bu pencere kapandıktan sonra silah sistemlerinin çoğalması, el tüfeğinin bugün ulaştığı kadar kontrol edilemez bir boyuta erişebilir.

Nükleer Silahlar ve AI: Kırmızı Çizginin En Net Hâli

Askeri yapay zeka tartışmasında en güçlü uzlaşı zeminini nükleer silahlar oluşturmaktadır. 2024 yılında büyük nükleer güçler arasında varılan ve kamuoyuyla paylaşılan mutabakatta nükleer silah kullanım kararının insan değil bilgisayar tarafından verilmeyeceği ilkesi teyit edilmiştir.

Bu mutabakat son derece önemlidir: "insan denetimi" ilkesinin nükleer alanda ortak bir zemini kabul gördüğü, bu zeminin konvansiyonel silahlar için nasıl genişletilebileceğinin ise müzakere konusu olduğu ortaya çıkmaktadır. Nükleer kararı insana bırakma ilkesi, konvansiyonel hedef seçiminin de insanda kalması gerektiği argümanı için normatif bir dayanak oluşturmaktadır.

Yapay Zeka Açıklanabilirliği ve Hukuki Bağdaşırlık

Uluslararası insancıl hukukun otonom sistemlere uygulanabilmesi için bu sistemlerin bir temel kapasiteye sahip olması gerekmektedir: kararın neden verildiğinin anlaşılabilmesi. IHL, hesap sorulabilirlik için nedensellik ve niyet zincirine dayanmaktadır; bir sistemin kararını açıklayamaması, hukuki değerlendirme yapmayı yapısal olarak imkânsız kılmaktadır.

CCW GGE rolling text, LAWS'ın "öngörülebilir, güvenilir, izlenebilir ve açıklanabilir" olmasını zorunlu koşul olarak belirlemiştir. Bu dört niteliğin bugün mevcut askeri AI sistemlerinin tamamında karşılanıp karşılanmadığı ise tartışmalıdır. Yapay zekanın açıklanabilirlik sınırları — derin öğrenme modellerinin "kara kutu" niteliği — hukuki açıklanabilirlik yükümlülüğüyle yapısal bir gerilim içindedir.

Türkiye'nin Konumu

Türkiye CCW'ye taraf bir devlet olarak GGE LAWS sürecine katılmaktadır. Türkiye, Bayraktar gibi insansız hava araçlarının üretimini ve ihracatını sürdüren aynı zamanda bu alanda aktif askeri kapasite geliştiren bir ülke konumundadır. Bu ikili tablo — hem geliştirici hem düzenleyici süreç katılımcısı — Türkiye'nin antlaşma müzakerelerinde benimseyeceği pozisyonu stratejik bir tercih meselesi hâline getirmektedir.

Türkiye'nin Temmuz 2025'te Montrö Sözleşmesi çerçevesindeki Boğazlar kontrolü, özellikle denizde otonom sistemlerin konuşlandırılması meselesinde ayrı bir uluslararası hukuk boyutu açmaktadır; bu mesele Karadeniz'e erişim tartışmaları bağlamında önümüzdeki dönemde güncellik kazanabilir.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

18 Mayıs 2026

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Otonom silah sistemi tam olarak nedir?

Öldürücü otonom silah sistemi (LAWS), insan müdahalesi olmaksızın hedef seçip saldırı gerçekleştirebilen sistemler olarak tanımlanmaktadır. "İnsansız" ile "otonom" arasındaki ayrım kritiktir: insansız sistemler uzak bir insan operatör tarafından yönlendirilirken otonom sistemler kendi kararlarını kendi üretir. Yarı otonom sistemler ise hedefleme veya ateşleme aşamalarından birinde insan onayı gerektirmektedir.

2. Mevcut uluslararası hukuk otonom silahları yasaklıyor mu?

Hayır. Hiçbir mevcut uluslararası antlaşma LAWS'ı açıkça yasaklamamaktadır. Ancak otonom sistemler silahlı çatışmada kullanıldığında, diğer tüm silahlar gibi 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri kapsamındaki uluslararası insancıl hukuk kurallarına uymak zorundadır. Temel soru, bu kurallara uyumun algoritmik karar alma süreçleriyle sağlanıp sağlanamayacağıdır.

3. BM'nin 2026 antlaşma hedefi gerçekçi mi?

Mevcut diplomatik tabloda son derece güçtür. Büyük askeri kapasitelere sahip devletlerin antlaşma sürecine direnç göstermesi ve CCW'nin konsensüs gerektiren karar alma yapısı, bağlayıcı bir sonuca ulaşmayı yapısal olarak zorlaştırmaktadır. "Pre-proliferation window" analizleri, 2026'nın kaçırılması hâlinde sonraki on yılda bu teknolojilerin kontrolden çıkacağı uyarısında bulunmaktadır.

4. "İnsan denetimi" ilkesi ne anlama geliyor?

Bu ilke, hayati öneme sahip kararların — hedef seçimi ve öldürme kararı — insan tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. "Anlamlı insan denetimi" kavramı, operasyonun hız ve ölçeğiyle orantılı gerçek bir karar kapasitesini ifade etmekte; yalnızca bir sistem başlatma düğmesine basma eylemini kapsamamaktadır.

5. Hesap sorulabilirlik boşluğu pratikte ne anlam taşıyor?

Bir otonom sistem uluslararası insancıl hukuku ihlal eden bir saldırı gerçekleştirdiğinde kimin yargılanabileceği belirsizdir. Komutan, geliştirici ve devlet olmak üzere üç potansiyel sorumluluk kaynağı mevcuttur; ancak mevcut uluslararası hukuk bu üç aktör arasındaki sorumluluk paylaşımını net biçimde düzenlememektedir. Bu boşluk antlaşmayla kapatılmadan hesap sorulabilirlik teorik kalmaktadır.

6. Nükleer silahlar ve yapay zeka konusunda uzlaşı var mı?

Evet. Büyük nükleer güçler 2024 yılında nükleer silah kullanım kararının insan değil bilgisayar tarafından verilmeyeceği ilkesini teyit etmiştir. Bu uzlaşı, "insan denetimi" ilkesinin en azından nükleer alanda ortak bir zemine oturduğunu göstermekte ve konvansiyonel silahlara yönelik benzer bir ilkenin müzakere edilmesi için normatif bir zemin sunmaktadır.

7. Yapay zekanın savaştaki rolü ile uluslararası hukuk arasındaki temel çelişki nedir?

IHL, hesap sorulabilirlik için nedensellik ve niyet zincirine dayanmaktadır. Yapay zekanın "kara kutu" niteliği — özellikle derin öğrenme modellerinde kararın neden verildiğinin açıklanamaması — bu zinciri kesmektedir. CCW GGE'nin "öngörülebilir, izlenebilir ve açıklanabilir" koşulları, tam da bu açıklanabilirlik boşluğunu gidermeye yöneliktir; ancak mevcut sistemlerin bu koşulları gerçekten karşılayıp karşılamadığı tartışmalıdır.

8. Büyük devletlerin antlaşmaya direnmesinin gerekçesi ne?

Teknolojik geliştirme aşamasıyla stratejik hedefler bu direnişin belirleyici etkenleridir. "Rakipler bu silahları geliştirirse biz de geliştirmek zorundayız" argümanı, tüm tarafların birbirini beklediği klasik güvenlik ikilemi dinamiğini yansıtmaktadır. Buna ek olarak mevcut hukuk çerçevesinin yeterli olduğu argümanı — gelenekselci pozisyon — yeni antlaşma müzakerelerini bloke etmekte kullanılmaktadır.

9. Stop Killer Robots kampanyasının hukuki etkisi nedir?

Doğrudan bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır; ancak 156 devletin BM kararına verdiği destek, LAWS düzenlemesine yönelik normatif uzlaşının var olduğunu siyasi olarak tescil etmektedir. Tarihsel olarak Ottawa Süreci (1997 kara mayını yasağı) bu tür sivil toplum mobilizasyonunun bağlayıcı bir antlaşmaya dönüşebildiğini göstermiştir.

10. Bu tartışma Türkiye'yi nasıl ilgilendiriyor?

Türkiye hem insansız hava aracı geliştiren ve ihraç eden bir devlet hem de CCW süreci katılımcısıdır. Bu ikili konum, antlaşma müzakerelerinde hangi sistemlerin "otonom" hangi sistemlerin "insan yönlendirmeli" sayılacağı sorusunu stratejik bir karar meselesi hâline getirmektedir. Ayrıca Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki Montrö Sözleşmesi kapsamındaki yetki alanı, denizde otonom sistemlerin Karadeniz'e geçişi konusunda ayrı bir uluslararası hukuk boyutu açmaktadır.

Yazar Hakkında

Avukat Yusuf KILIÇKAN yapay zeka hukuku, uluslararası ticaret hukuku ve dijital hukuk disiplinleri üzerine uzman bir hukukçudur. Algoritmaların muharebe kararı aldığı çağda uluslararası insancıl hukukun nasıl yeniden yazılacağını, hesap sorulabilirlik boşluğunun nasıl doldurulacağını ve 2026 antlaşma eşiğinin taşıdığı gerçek ağırlığı hem teknik hem hukuki perspektiften analiz etmektedir. Hukuki yazılarına yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Yasal Uyarı

Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Uluslararası insancıl hukuk ve otonom silah sistemleri alanındaki müzakereler hızla gelişmekte olan bir süreçtir; 2026 Cenevre Gözden Geçirme Konferansı ve BM GGE LAWS sürecinin sonuçları bu analizin bazı boyutlarını güncelleyebilir. Makalede ifade edilen değerlendirmeler siyasi taraf tutumu değil hukuki analiz niteliği taşımaktadır. Somut hukuki değerlendirmeler için alanında uzman bir uluslararası hukuk danışmanına başvurulması önerilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Upholding justice and the rule of law, we defend our clients' rights at national and international levels with the highest professional standards.

This website has been prepared by Attorney Yusuf Kılıçkan in compliance with the Attorneys Act and the Turkish Bar Association's Advertising Prohibition Regulation. The information on this site does not constitute legal advice.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. All Rights Reserved.