Embriyo ve Tüp Bebek Hukuku: Yasal Sınırlar ve Embriyonun Statüsü

TL;DR: Türkiye'de üremeye yardımcı tedaviyi düzenleyen tek bir "Tüp Bebek Kanunu" bulunmamaktadır; alan, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun'a 7151 sayılı Kanun'la eklenen Ek Madde 1 ile Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Merkezleri Hakkında Yönetmelik'in birlikte oluşturduğu bir çerçeveyle yönetilmektedir. Tedavi yalnızca evli eşlere ve yalnızca kendi üreme hücreleriyle uygulanabilmekte; üçüncü kişiden donasyon ve taşıyıcı annelik kesin biçimde yasaklanmış, aykırı davranış üç ila beş yıl hapis cezasıyla karşılanmıştır. Kanun, in-vitro embriyonun hukuki statüsünü kişi ya da eşya olarak açıkça sınıflandırmamış; bu boşluk doktrinde canlı bir tartışma alanı oluşturmaktadır. Bu tartışmanın en çarpıcı somut örneği, eşini kaybeden bir kadının dondurulmuş embriyosunun kendisine nakledilmesi talebiyle açtığı ve beş yıl süren davadır: Danıştay 2021'de yürütmeyi durdurmuş, yerel mahkemeler kadın lehine karar vermiş, ancak görev uyuşmazlığı nedeniyle dosya idari yargıya yönlendirilmiş ve süreç uzarken embriyolar yasal saklama süresinin dolmasıyla imha edilmiştir.
Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN
Tarih: 12 Ağustos 2026
Türkiye'de Üremeye Yardımcı Tedavinin Yasal Zemini
Türkiye, üremeye yardımcı tedaviyi (ÜYTE) tek bir bağımsız kanunla değil; kanun hükümleri ile ikincil mevzuatın birleşimiyle düzenlemektedir. Bu çerçevenin merkezinde iki temel metin yer almaktadır: 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun'a 5 Aralık 2018 tarihli ve 7151 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen Ek Madde 1, ve Sağlık Bakanlığı'nın çıkardığı Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik.
2238 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 hükmü açık ve emredicidir: üreme hücreleri ya da bu hücrelerden elde edilen embriyo, ancak vücut içinde veya dışında döllenmeye elverişli hâle getirilerek anne adayına uygulanabilir; bu yöntem yalnızca evli olan eşler arasında gerçekleştirilir. Tedavi uygulamaları, Bakanlıkça yetkilendirilmiş hekimler tarafından ve Bakanlıkça ruhsatlandırılan merkezlerde yapılabilmektedir.
Kanunun gerekçesinde kanun koyucunun amacı açıkça ortaya konmuştur: düzenleme, halkın inançları, değer yargıları ve sosyo-kültürel yapısı gözetilerek yapılmış ve nesebin (soybağının) korunması amacı güdülmüştür.
Kimler Tüp Bebek Tedavisi Görebilir?
Ek Madde 1'in getirdiği temel kural nettir: tedaviye yalnızca resmî nikâhlı eşler başvurabilir; bekârlar ve evlilik dışı birliktelikler bu kapsamın dışındadır. Ayrıca yalnızca eşlerin kendi üreme hücreleri kullanılabilir; üçüncü kişiden donasyon tamamen yasaktır.
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: tedavinin hukuken uygulanabilir olması ile Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) bu tedaviyi finanse etmesi aynı şey değildir. SGK'nın tedaviyi karşılaması için ayrıca aranan koşullar mevcuttur: kadının yirmi üç yaşından büyük, kırk yaşından küçük olması; kadının primer ovaryan yetmezliği veya erkeğin azoospermisi bulunan istisnai durumlar hariç, son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamadığının Kurumca yetkilendirilmiş sağlık kurulunca belgelenmesi; tedavinin Kurum'la sözleşmeli bir merkezde yapılması; ve eşlerden birinin en az beş yıldır genel sağlık sigortalısı olup dokuz yüz gün prim ödemiş olması. Bu SGK'ya özgü koşullar, tedavinin hukuken mümkün olup olmadığından bağımsız, yalnızca kamu finansmanına erişimi belirleyen ayrı bir kriterler bütünüdür. SGK kapsamında karşılanan deneme sayısı sınırlı olup her ek denemede hastanın üstlendiği katılım payı oranı kademeli olarak artmaktadır; bu oranların güncel Sağlık Uygulama Tebliği metninden teyit edilmesi önerilir.
Kesin Yasaklar: Donasyon ve Taşıyıcı Annelik
Ek Madde 1'in ikinci fıkrası, donasyon ve taşıyıcı anneliği ayrı ayrı ve kapsamlı biçimde yasaklamaktadır. Eşlerden biri veya her ikisinden alınan üreme hücreleri ile bu hücrelerden elde edilen embriyonun başka kişilere uygulanması yoluyla çocuk sahibi olmak ve taşıyıcı annelik yapmak yasaktır. Bunun yanında başkasına ait üreme hücresi veya embriyonun kullanılması suretiyle donasyon işlemi yapılması ve bu amaçla üreme hücresi veya embriyonun bağışlanması, satılması, bulundurulması, kullanılması, saklanması, taşınması, ithalatı, ihracatı ve bu işlemlere aracılık edilmesi de ayrıca yasaklanmıştır.
Bu yasağa aykırı davranan merkezler, valilik tarafından derhâl faaliyetten men edilmekte ve cezai süreç ayrıca işletilmektedir. 2238 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri kapsamında bu fiiller için üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile bin ila iki bin gün adli para cezası öngörülmüştür.
Taşıyıcı Annelikte Soybağı Sorunu
Türk Medeni Kanunu m. 282 uyarınca çocuğu doğuran kadın anne sayılır; bu karine çürütülemez. Bu kural, taşıyıcı annelik senaryosunda kritik bir sonuç doğurmaktadır: taşıyıcı anne, genetik bağ olmasa dahi Türk iç hukuku bakımından çocuğun yasal annesidir; sipariş veren (genetik) anne, Türk soybağı kurallarına dayanarak annelik iddiasında bulunma imkânından mahrumdur.
Taşıyıcı annelik sözleşmeleri, öncelikle 2238 sayılı Kanun'un Ek Madde 1'iyle açıkça yasaklanmış olması nedeniyle emredici kurallara aykırı bir düzenleme oluşturmakta; bu, sözleşmenin TBK m. 27 kapsamında kesin hükümsüzlük sonucuna da zemin hazırlamaktadır. Ancak bu sonucu yalnızca TBK m. 27'ye dayandırmak eksik olur; asıl ve öncelikli hukuki dayanak, 2238 sayılı Kanun'un açık yasağıdır.
Burada önemli bir ayrım gözden kaçırılmamalıdır: bu, Türk iç hukukundaki soybağı kuralıdır. Yurt dışında, taşıyıcı anneliğin yasal olduğu bir ülkede kurulmuş bir soybağının Türkiye'de tanınıp tanınmayacağı — tanıma ve tenfiz süreçleri, doğum belgesi, vatandaşlık ve nüfus kaydı gibi ayrı ve karmaşık bir hukuki alan oluşturmaktadır. Bu iki mesele — iç hukuktaki soybağı kuralı ile yurt dışında kurulan bir soybağının Türkiye'de tanınması — birbirine karıştırılmadan, her biri kendi hukuki çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Çocuğun soybağının taşıyıcı annelik yoluyla değiştirilmesi veya gizlenmesi somut olayda gerçekleşmişse, bu davranış ayrıca TCK m. 231 kapsamında değerlendirilebilir. Ancak taşıyıcı anneliğin kendisini otomatik olarak TCK m. 231 suçuyla özdeşleştirmek doğru değildir; maddenin uygulanabilirliği, somut olayda soybağının fiilen değiştirilip değiştirilmediğine veya gizlenip gizlenmediğine bağlıdır.
Embriyonun Hukuki Statüsü: Kişi mi, Eşya mı, Kendine Özgü mü?
Türk mevzuatı, in-vitro embriyonun hukuki statüsünü kişi ya da eşya olarak açıkça sınıflandırmamıştır. Bu, alanın en tartışmalı doktrinel meselesidir.
Kanuni zemin şu şekildedir: TMK m. 28/1 uyarınca kişilik, tam ve sağ doğumla başlar. TMK m. 28/2 ise ana rahmindeki cenine, sağ ve tam doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyeti tanımaktadır. Ancak bu hükümler, ana rahmi dışındaki in-vitro embriyonun statüsünü doğrudan düzenlememektedir; işte asıl hukuki tartışma tam bu noktada başlamaktadır.
Doktrinde üç farklı yaklaşım öne çıkmaktadır. "Potansiyel kişi" görüşüne göre embriyo henüz kişi değildir; ancak insan potansiyeli taşıdığından salt eşya olarak değerlendirilemez ve kendine özgü (sui generis) bir statüyü hak etmektedir. "Kişilik hakkı unsurlarıyla desteklenmiş eşya" görüşüne göre embriyo, ana rahmine transfer edilene kadar fiziksel olarak eşyanın niteliklerini (sınırlanabilirlik, cismanilik, denetlenebilirlik) taşımakla birlikte insan potansiyeli taşıması nedeniyle satış, imha ve kullanım bakımından sıkı hukuki sınırlara tabidir. "Eşlerin kişilik hakkının uzantısı" görüşüne göre ise embriyo, genetik ebeveynlerin kişilik haklarının bir uzantısıdır; ne klinik ne de devlet, çiftin iradesine aykırı olarak embriyo üzerinde tasarrufta bulunamaz.
Pratik sonuç şudur: embriyo hukuki kişi sayılmadığından mirasçı ya da davacı olamaz. Ancak salt eşya da sayılmadığından keyfi biçimde satılamaz, bağışlanamaz veya imha edilemez. Yönetmelik ve uygulama, embriyonun dondurulması, çözülmesi ve kullanımı için eşlerin birlikte rıza vermesini ve yıllık olarak bu rızanın devam ettiğini teyit eden bir başvuruda bulunmasını öngörmektedir; bu, embriyo üzerinde mülkiyet benzeri kapsamlı bir tasarruf yetkisi anlamına gelmemekte, sağlık hukuku ve idare hukuku çerçevesinde şekillenen özel bir rıza mekanizmasını ifade etmektedir.
Eşlerden Birinin Ölümü Hâlinde Dondurulmuş Embriyo: Necla G. Davası
Bu doktrinel tartışmanın en somut ve en çarpıcı yansıması, son beş yılda Türk idari yargısında görülen ve nihayet bu haftalarda trajik bir sonla noktalanan bir davada karşımıza çıkmaktadır.
Necla G. adlı davacı, eşiyle birlikte on bir kez tüp bebek tedavisi görmüş; bu süreçte elde edilen embriyo dondurularak saklanmıştır. Eşi, embriyo transferinden yalnızca bir gün önce vefat etmiştir. Necla G., merhum eşinin çocuk sahibi olma iradesinin ölümüne kadar devam ettiğini ileri sürerek, embriyonun imha edilmemesini, saklanmaya devam etmesini ve kendisine transfer edilmesini talep etmiştir. Talebi, yürürlükteki yönetmeliğin eşlerden birinin ölümü hâlinde embriyonun imha edilmesini öngören hükmü gerekçesiyle İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü tarafından reddedilmiştir.
Danıştay 10. Dairesi, 12 Ekim 2021 tarihli ve E. 2021/1782 sayılı kararıyla bu ret işleminin ve dayanağı olan yönetmelik hükmünün yürütmesini oy çokluğuyla durdurmuştur. Kararın gerekçesi dikkat çekicidir: söz konusu yönetmelik hükmünün herhangi bir istisnaya yer vermeksizin, eşlerden birinin ölümü hâlinde dondurulmuş embriyonun imha edilmesini öngörmesi, birlikte çocuk sahibi olma iradesini ortaya koymuş eşlerin tıbbi yardımla üreme hakkına sınırları belirsiz ve ölçüsüz bir müdahale niteliği taşımaktadır. Danıştay, embriyonun evlilik birliği içinde eşlerin ortak üreme hücreleriyle elde edildiğini ve müteveffa eşin, ölümünden önce imzaladığı dondurma ve saklama formuyla çocuk sahibi olma iradesini açıkça ortaya koyduğunu vurgulamıştır.
Bu yürütmeyi durdurma kararının ardından süreç beklenmedik bir yöne evrilmiştir. Yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi, çiftin on bir kez tedavi görmüş olmasını çocuk sahibi olma yönündeki kararlı iradenin somut göstergesi kabul ederek embriyo transferine izin vermiştir. Ancak Sağlık Müdürlüğü'nün itirazı üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 16 Mart 2023 tarihli kararında, uyuşmazlığın Sağlık Müdürlüğü'nün idari işleminden kaynaklandığını belirterek davanın adli yargıda değil idare mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu görev çekişmesi, davayı yeniden başa döndürmüştür.
Danıştay 10. Dairesi, aynı hukuki meseleyi ele alan birden fazla dosyada 17 Nisan 2025 tarihinde esasa ilişkin kararlarını vermiştir; bu kararlar arasında E. 2021/1782, K. 2025/2092 sayılı karar ile benzer bir uyuşmazlığı konu alan E. 2023/684, K. 2025/2090 sayılı karar yer almaktadır. Ancak yaklaşık beş yıl süren bu hukuki mücadele boyunca zaman, davacının aleyhine işlemiştir: 4 Ağustos 2026 tarihli haberlere göre, dosyanın görev yönünden idare mahkemesine gönderilmesi ve yargı sürecinin uzaması nedeniyle embriyolar yasal saklama süresinin sona ermesiyle imha edilmiştir.
İdari Yargı-Adli Yargı Görev Çekişmesi
Bu davanın öğrettiği en kritik hukuki ders, doktrinel embriyo statüsü tartışmasının ötesindedir: usul hukukundaki görev belirsizliği, biyolojik bir gerçekliğin — embriyonun saklama süresinin dolması — önünde hiçbir koruma sağlamamaktadır. Necla G. davasında yerel mahkemeler ve Bölge Adliye Mahkemesi davacı lehine karar vermiş olsa dahi, görev itirazının kabul edilmesi ve dosyanın idari yargıya yönlendirilmesi, sürecin yeniden başlamasına ve zamanın aleyhe işlemesine yol açmıştır.
Bu, embriyo uyuşmazlıklarında görülen davaların yalnızca esas hukuku değil, hangi yargı kolunun (adli mi idari mi) yetkili olduğu sorusunun da hayati derecede zaman-duyarlı olduğunu göstermektedir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 16 Mart 2023 tarihli kararıyla netleştirdiği ilke — Sağlık Müdürlüğü'nün ret işlemine dayanan uyuşmazlıkların idare mahkemesinde görülmesi gerektiği — ilerideki benzer davalar için usul yönünden yol gösterici olsa da, bu netliğin somut davada davacıya bir fayda sağlamamış olması, hukuk sisteminin biyolojik gerçekliğe ne kadar hızlı yanıt verebildiği sorusunu gündeme taşımaktadır.
Cinsiyet Seçimi ve Embriyo Redüksiyonu
Embriyonun cinsiyetinin seçilmesi, cinsiyet kromozomlarına bağlı ciddi kalıtsal hastalıkların önlenmesi amacıyla tıbben zorunlu olduğu istisnai durumlar dışında yasaktır. Çoğul gebeliklerde embriyo redüksiyonu (fetal indirgeme) ise ancak belirli sağlık kurulu raporlarıyla mümkün olup bunun dışında yasaklanmıştır.
Merkezler İçin Cezai ve İdari Yaptırımlar
Yaptırım rejimini, birbirinden ayrı üç katman hâlinde değerlendirmek gerekmektedir. 2238 sayılı Kanun kapsamında donasyon ve buna ilişkin bağışlama, kullanma, bulundurma, saklama, taşıma, alım-satım, aracılık ve reklam fiilleri için üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile bin ila iki bin gün adli para cezası öngörülmüştür. Merkez düzeyinde ise izin, sertifika ve ruhsat sonuçları ayrı bir idari yaptırım katmanı oluşturmaktadır; yasağa aykırı davranan merkezlerin faaliyeti valilikçe derhâl durdurulmakta ve personel sertifikaları iptal edilebilmektedir. Bunlardan bağımsız olarak, somut olayda çocuğun soybağının değiştirilmesi veya gizlenmesi gerçekleşmişse TCK kapsamında ayrıca bir suç oluşabilmektedir; ancak bu, donasyon veya taşıyıcı annelik fiilinin kendisiyle otomatik olarak özdeşleştirilmemelidir.
Sınır Ötesi Üreme Turizmi
Türkiye'de donasyon ve taşıyıcı anneliğin yasak olması, bazı çiftlerin bu hizmetleri sunan yabancı ülkelere yönelmesine yol açabilmektedir. Bununla birlikte bu konuda kesin rakamlar ya da "Türkiye şu tarihte bu alanı düzenleyen ilk ülke oldu" türünden iddialar, bağımsız ve güvenilir kaynaklarla doğrulanmadıkça bu makalede yer almamaktadır.
Yurt dışında donasyon veya taşıyıcı annelik yoluyla dünyaya gelen bir çocuğun Türkiye'deki hukuki durumu ise tek bir "hukuki boşluk" ifadesiyle özetlenemeyecek kadar çok katmanlıdır; doğum kaydı, Türk vatandaşlığının kazanılması, soybağının Türkiye'de kurulması, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi, velayet ve miras hakları ile nüfus kaydı meseleleri her biri ayrı ve bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken hukuki başlıklardır. Bu başlıkların her biri, somut olayın koşullarına göre farklı sonuçlar doğurabileceğinden, tek bir genel kural altında toplanması hukuken isabetli olmayacaktır.
Avukat Yusuf KILIÇKAN
12 Ağustos 2026
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Türkiye'de bekâr biri tüp bebek tedavisi görebilir mi?
Hayır. 2238 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 hükmü, tedavinin yalnızca resmî nikâhlı eşler arasında uygulanabileceğini açıkça düzenlemektedir. Bekârlar ve evlilik dışı birliktelikler bu kapsamın dışındadır.
2. Yurt dışından yumurta veya sperm donörü kullanarak Türkiye'de tüp bebek tedavisi olabilir miyim?
Hayır. Başkasına ait üreme hücresi veya embriyonun kullanılması suretiyle donasyon yapılması, 2238 sayılı Kanun kapsamında kesin biçimde yasaklanmıştır. Bu yasağa aykırı davranan merkezler derhâl faaliyetten men edilmekte, sorumlular üç ila beş yıl hapis cezasıyla karşılaşabilmektedir.
3. Taşıyıcı annelik sözleşmesi Türkiye'de geçerli mi?
Hayır. 2238 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 hükmü taşıyıcı anneliği açıkça yasaklamaktadır; bu yasak, TBK m. 27 kapsamında da sözleşmenin kesin hükümsüzlüğü sonucunu destekler. Ayrıca TMK m. 282 uyarınca doğuran kadın her koşulda çocuğun yasal annesi sayılır; sipariş veren anne bu karineyi çürütemez.
4. Dondurulmuş embriyomun hukuki statüsü nedir; benim malım mı sayılır?
Türk mevzuatı embriyoyu ne açıkça kişi ne de açıkça eşya olarak sınıflandırmaktadır. Doktrinde bu boşluk, "potansiyel kişi", "kişilik hakkı unsurlarıyla desteklenmiş eşya" ve "eşlerin kişilik hakkının uzantısı" gibi farklı yaklaşımlarla doldurulmaya çalışılmaktadır. Pratik sonucu, embriyonun keyfi biçimde satılamaması veya imha edilememesi, ancak eşlerin ortak rızasının belirli işlemler için gerekli olmasıdır.
5. Eşim vefat ederse dondurulmuş embriyomuza ne olur?
Yürürlükteki yönetmelik hükümleri, eşlerden birinin ölümü hâlinde embriyonun imha edilmesini öngörmektedir. Ancak Danıştay 10. Dairesi'nin somut bir davada verdiği kararlar, bu kuralın hiçbir istisnaya yer vermeksizin uygulanmasının üreme hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturabileceğini değerlendirmiştir. Bununla birlikte, aynı davanın idari-adli yargı görev çekişmesi nedeniyle uzaması sonucunda embriyoların fiilen imha edildiği görülmüştür; bu, kuralın istisnai yorumunun pratikte her zaman zamanında koruma sağlamadığını göstermektedir.
6. Bu tür bir uyuşmazlıkta hangi mahkemeye başvurmalıyım?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 16 Mart 2023 tarihli kararına göre, Sağlık Müdürlüğü'nün embriyo imhasına ilişkin ret işleminden kaynaklanan uyuşmazlıklar adli yargıda değil idare mahkemesinde görülmelidir. Bu görev belirlemesinin baştan doğru yapılması, davanın süre kaybı yaşamaması açısından kritik önem taşımaktadır.
7. Embriyonun cinsiyetini seçebilir miyim?
Kural olarak hayır. Cinsiyet seçimi, cinsiyet kromozomlarına bağlı ciddi kalıtsal hastalıkların önlenmesi tıbben zorunlu olduğu istisnai durumlar dışında yasaktır.
8. SGK tüp bebek tedavimi her zaman karşılar mı?
Hayır. SGK'nın tedaviyi finanse etmesi, tedavinin hukuken yapılabilir olmasından ayrı ve ek koşullara bağlıdır: kadının yirmi üç-kırk yaş aralığında olması, belirli istisnalar dışında son üç yılda diğer yöntemlerden sonuç alınamadığının belgelenmesi, sözleşmeli bir merkezde tedavi görülmesi ve en az beş yıllık sigortalılık ile dokuz yüz gün prim şartının sağlanması gerekmektedir. Karşılanan deneme sayısı sınırlıdır ve katılım payı her denemede artmaktadır.
9. Yurt dışında taşıyıcı annelik yoluyla sahip olduğum çocuğun Türkiye'de hukuki durumu ne olur?
Bu, tek bir kuralla yanıtlanamayacak kadar çok boyutlu bir sorudur. Doğum kaydı, Türk vatandaşlığı, soybağının Türkiye'de kurulması, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi, velayet ve miras hakları ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken başlıklardır. Somut durumunuz için mutlaka özel bir hukuki değerlendirme yaptırmanız önerilir.
10. Merkez donasyon ya da taşıyıcı annelik uyguladığını itiraf ederse ne olur?
Bu merkezin faaliyeti valilik tarafından derhâl durdurulmakta, sorumlu personelin sertifikaları iptal edilebilmektedir. Bunun yanında ilgili kişiler hakkında 2238 sayılı Kanun kapsamında üç ila beş yıl hapis cezası ile bin ila iki bin gün adli para cezası uygulanabilmektedir.
Yazar Hakkında
Avukat Yusuf KILIÇKAN, sağlık hukuku, aile hukuku ve idare hukuku alanlarında bağımsız avukat olarak faaliyet göstermektedir. Üremeye yardımcı tedavi uyuşmazlıkları, dondurulmuş embriyo davaları ve soybağı ile ilgili idari ve adli süreçlerde müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Hukuki yazılarına yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
📧 av.yusufkilickan@gmail.com
Yasal Uyarı
Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Üremeye yardımcı tedavi ve embriyo uyuşmazlıklarına ilişkin değerlendirme; somut olayın koşullarına, tarafların medeni hâline, uygulanan tedavi türüne ve idari sürecin aşamasına göre önemli farklılıklar göstermektedir. Embriyo saklama süreleri, SGK katılım payı oranları ve ilgili yönetmelik hükümleri zaman içinde değişebildiğinden başvuru anında güncel mevzuatın teyit edilmesi önerilir. Somut hukuki durumunuz için mutlaka alanında uzman bir sağlık hukuku veya aile hukuku avukatından destek almanız tavsiye edilir.
