Back to Blog
3/30/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
ULUSLARARASI HUKUK

Türkiye'nin Boğazlar Üzerindeki Egemenliği

Share
Türkiye'nin Boğazlar Üzerindeki Egemenliği

Avukat Yusuf KILIÇKAN

31.03.2026

Boğazlar Üzerinde Egemenlik Mücadelesi

Türk Boğazları'nın hukuki statüsünü anlamak için başlangıç noktasını doğru saptamak gerekir. İstanbul'un 1453'te fethinden Tanzimat dönemine uzanan süreçte boğazlar, Osmanlı egemenliğinde kalan ve büyük devletlere açılıp kapatılması padişahın takdirine bırakılmış bir stratejik alan olarak kaldı.

Bu tablo, kapitülasyonlarla birlikte değişmeye başladı. 1535'te Fransa ile Kanuni Sultan Süleyman arasında imzalanan ilk kapitülasyon, başlangıçta sınırlı ticari ayrıcalıklar içeriyordu; ancak zaman içinde bu düzenlemeler, Osmanlı hukuk ve vergi egemenliğini doğrudan aşındıran geniş bir yabancı ayrıcalıklar sistemine dönüştü. Kapitülasyonlar doğrudan boğazlar rejimine ilişkin hükümler içermese de Osmanlı'nın müzakere gücünü zayıflatan, büyük devletlere içişlere müdahale zemini sunan yapısal bir egemenlik erozyonunu simgeliyordu.

İlk çok taraflı boğazlar düzenlemesi, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile geldi. Osmanlı Devleti, İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya ve Prusya'nın imzaladığı bu sözleşme, barış zamanında boğazların tüm yabancı savaş gemilerine kapalı tutulacağını karara bağladı. Bu düzenleme bir yandan Osmanlı'nın kıyı egemenliğini biçimsel olarak tanıyor, öte yandan boğazlar meselesini artık büyük devletlerin ortak onayına tâbi kılıyordu. Kırım Savaşı'nın ardından 1856'da imzalanan Paris Antlaşması Karadeniz'i tarafsızlaştırdı, Rusya'nın bölgede savaş gemisi bulundurmasını yasakladı. Fransız-Prusya Savaşı sürecinde ise Rusya bu kısıtlamaları fiilen reddetti ve 1871 Londra Antlaşması, Osmanlı sultanına barış zamanında dahi müttefik devlet gemilerine boğazları açabilme takdir yetkisi tanıdı. Böylece boğazlar meselesi, Osmanlı'nın tek başına belirlediği bir alan olmaktan çıkarak söz sahibi devletler arasında süregelen bir müzakere konusuna dönüştü.

Birinci Dünya Savaşı bu denklemi kökten sarstı. Osmanlı'nın 1914'te Almanya ile ittifak kurmasının ardından İstanbul Boğazı ve Çanakkale, İtilaf devletlerine kapatıldı. 1915'te İngiltere, Fransa ve Avustralya'nın kara ve deniz kuvvetleriyle gerçekleştirdiği Çanakkale harekâtı, boğazları zorla ele geçirme girişimiydi; büyük kayıplar pahasına geri püskürtüldü. Savaşın kaybedilmesiyle birlikte Osmanlı, 1920'de İtilaf devletleriyle Sevr Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Bu metin, boğazları Türk egemenliğinden fiilen kopardı: boğazlar bölgesi askerden arındırıldı, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya temsilcilerinden oluşan bağımsız bir Uluslararası Boğazlar Komisyonu kuruldu ve komisyonun kendi bayrağı ile ordusu olacak biçimde yapılandırılması öngörüldü. Türkiye için bu, yalnızca bir toprak kaybı değil, stratejik can damarı üzerindeki egemenliğin tümüyle yitirilmesiydi.

Kurtuluş Savaşı, 1923'te Lozan Antlaşması'nı getirdi. Lozan, Sevr'i hukuken geçersiz kıldı ve Türkiye'nin bağımsızlığını tanıdı; ancak boğazlar meselesinde tam bir egemenliğe kavuşturmadı. Lozan düzenlemesi, boğazlar üzerinde Türkiye başkanlığında ancak büyük devletlerin de temsil edildiği karma bir komisyon sistemi kurdu, boğazları yeniden askerden arındırdı ve hem ticaret hem de savaş gemileri için belirli geçiş rejimi kuralları öngördü. Komisyon kaldırılmamıştı; boğazlar üzerindeki kontrol hâlâ tam anlamıyla Türkiye'de değildi.

Asıl dönüşüm, İkinci Dünya Savaşı'nın eşiğinde, 1936'da yaşandı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi: Hukuki Çerçeve ve Yetki Kademeleri

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936'da Montrö'de imzalandı. Sözleşme, Lozan'ın boğazlar rejimini bütünüyle tasfiye etti: Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, boğazlar bölgesindeki askerden arındırma hükümleri sona erdirildi ve geçiş rejimine ilişkin tüm yetki Türkiye'ye devredildi. Bu, 1453'ten bu yana ilk kez tam anlamıyla hukuki egemenliğin boğazlar üzerinde yeniden tesis edilmesiydi.

Sözleşmenin bugünkü geçerliliği tartışmalı değildir; yürürlüktedir ve bağlayıcılığını korumaktadır. Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen "20 yıllık ilk dönem" iddiasının ise metinsel bir karşılığı yoktur. Montrö'nün 29. maddesi, sözleşmenin belirli bir sürenin sonunda kendiliğinden sona ermesini değil, taraf devletlere beşer yıllık dönemler itibarıyla değişiklik teklif etme hakkı tanır. 1956 yılının bu bağlamda özel bir hukuki anlamı yoktur; sözleşme, değişiklik mekanizması olan ve süresiz işleyen bir rejim niteliğindedir.

Sözleşmenin asıl önemi, Türkiye'ye tanıdığı yetkilerin kapsamı ve bu yetkilerin duruma göre değişen katmanlı yapısıdır.

Barış zamanında ticaret gemileri bakımından temel ilke geçiş serbestisidir. Bayrak ve yük ayrımı yapılmaksızın boğazlardan serbest geçiş mümkündür. Ancak bu serbestlik mutlak değildir; özellikle Türkiye'nin savaşa taraf olduğu hallerde ticaret gemilerine yönelik sınırlamalar da sözleşmede yer alır (md. 6). Bu nedenle söz konusu serbestlik, "değişmez bir kural" olarak değil, barış zamanının temel güvencesi olarak değerlendirilmelidir. Savaş gemileri açısından ise barış döneminde dahi sınırlı bir serbesti söz konusudur: geçiş için önceden diplomatik bildirim yapılması gerekir; Karadeniz'e kıyıdaş olmayan devletler için daha sıkı kurallar uygulanır.

Türkiye'nin savaşın tarafı olmadığı ancak üçüncü devletler arasında savaş bulunduğu durumlarda Montrö'nün 19. maddesi devreye girer. Bu hükme göre savaşan devletlerin savaş gemilerinin boğazlardan geçişi yasaktır; buna karşılık tarafsız devletlerin gemileri barış zamanındaki rejimden yararlanmaya devam eder. Bu düzenleme, Türkiye'ye çatışmanın dışında kalma imkânı tanırken bölgesel güvenliği koruyan bir filtre işlevi de görür.

Türkiye'nin kendisini yakın bir savaş tehdidi altında görmesi halinde 21. madde uygulanır. Bu hüküm, Türkiye'ye son derece geniş bir takdir yetkisi tanır; geçiş rejimi artık sabit kurallarla değil, Türkiye'nin doğrudan güvenlik değerlendirmesiyle belirlenir. Somut bir saldırı şartı aranmaz; ciddi bir tehdit algısı bu yetkiyi harekete geçirebilir.

Türkiye'nin doğrudan savaşa taraf olması halinde ise en geniş yetki ortaya çıkar. Montrö'nün 20. maddesi uyarınca, savaş gemilerinin geçişi tamamen Türkiye'nin takdirine bırakılır. Bu durumda Türkiye, boğazlardan geçişi dilediği gibi düzenleyebilir; açabilir ya da tamamen kapatabilir.

Bu hükümlerin teorik olmadığı, 2022 yılında somut biçimde görüldü. Türkiye, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının ardından Montrö'nün 19. maddesini fiilen uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin boğazlardan geçişini engelledi. Bu uygulama, sözleşmenin kriz anlarında doğrudan işletilebilen bir hukuk aracı olduğunu tartışmasız ortaya koydu.

Güncel Jeopolitik Bağlam

Bugünkü tablo, Montrö'nün sunduğu seçeneklerin ne denli güncel kaldığını açıkça göstermektedir. Türkiye tarafsız kaldığı sürece, md. 19 kapsamında savaşan devletlerin savaş gemilerinin geçişini engelleme yetkisine sahiptir. Güvenlik algısı değişir ve "yakın savaş tehlikesi" değerlendirmesi yapılırsa, md. 21 ile bu yetki daha da genişler. Türkiye'nin doğrudan çatışmaya girmesi halinde ise kontrol md. 20 gereğince neredeyse tamamen serbestleşir.

Hürmüz Boğazı ile Türk Boğazları arasındaki fark da bu noktada belirleyicidir. Hürmüz'de fiili kontrol kıyıdaş devletlerin askeri kapasitesine dayanırken, Türk Boğazları'nda kontrol doğrudan uluslararası hukuk tarafından Türkiye'ye verilmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin Montrö çerçevesinde alacağı kararlar hukuki meşruiyet zeminine oturmaktadır. İran'ın Hürmüz'de attığı adımlar uluslararası hukuka aykırılık tartışması yaratırken, Türkiye'nin Montrö kapsamında hareket etmesi bu tartışmanın dışında kalır.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936'dan bu yana geçerliliğini ve işlevini koruyan nadir uluslararası metinlerden biridir. Türkiye'nin bu sözleşme kapsamındaki yetkileri teorik değil, somut ve uygulanabilirdir; Rusya-Ukrayna sürecinde fiilen gösterilmiştir. Ancak bu yetkilerin kullanımı otomatik değil, ‘‘duruma bağlı’’dır. Montrö'nün sınırlarını belirleyen şey yalnızca metnin kendisi değil, Türkiye'nin o metni hangi koşullarda ve nasıl uyguladığıdır.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

31.03.2026

Sıkça Sorulan Sorular

Montrö Boğazlar Sözleşmesi hâlâ geçerli midir? Evet. Sözleşme yürürlüktedir ve taraf devletler için bağlayıcılığını sürdürmektedir. Herhangi bir sona erme tarihi yoktur; 29. madde kapsamında değişiklik teklif edilebilir ancak bu, sözleşmenin kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez.

Montrö'nün "20 yıllık dönem" iddiası doğru mudur? Hayır. Sözleşmede 20 yıllık bir ilk dönem ya da buna bağlı kendiliğinden sona erme hükmü bulunmamaktadır. Bu iddia metinsel bir karşılığa sahip değildir.

Türkiye, savaşan devletlerin gemilerini hangi hukuki dayanakla durdurabilir? Montrö'nün 19. maddesi, Türkiye savaşta taraf değilken üçüncü devletler arasında savaş varsa, savaşan tarafların savaş gemilerinin geçişini yasaklar. Bu hüküm 2022 yılında fiilen uygulanmıştır.

"Yakın savaş tehlikesi" nedir ve kim belirler? Montrö'nün 21. maddesiyle düzenlenen bu kavram, Türkiye'nin kendi güvenlik değerlendirmesine dayanır. Somut bir saldırı şartı aranmaz; tehdit algısının ciddi olması yeterlidir. Değerlendirme yetkisi Türkiye'ye aittir.

Türkiye doğrudan savaşa girerse boğazları tamamen kapatabilir mi? Evet. Montrö'nün 20. maddesi uyarınca, Türkiye savaşa tarafsa savaş gemilerinin geçişi tamamen Türkiye'nin takdirine bırakılır. Bu, sözleşmenin tanıdığı en geniş yetki alanıdır.

Ticaret gemileri her koşulda serbestçe geçebilir mi? Barış zamanında evet. Ancak Türkiye'nin savaşa taraf olduğu hallerde md. 6 kapsamında ticaret gemilerine de kısıtlama uygulanabilir; bu nedenle geçiş serbestisi mutlak değil, barış zamanına özgü bir güvencedir.

Uluslararası Boğazlar Komisyonu neden kaldırıldı? Lozan düzenlemesiyle kurulan komisyon, büyük devletlerin Türkiye'ye rağmen boğazlar üzerinde söz hakkı kullanmasına zemin tanıyordu. Montrö bu yapıyı tasfiye ederek tam egemenliği Türkiye'ye devretti.

Rusya-Ukrayna savaşında Montrö nasıl uygulandı? Türkiye, 19. maddeyi uygulayarak savaşan her iki tarafın da savaş gemilerinin boğazlardan geçişini engelledi. Bu, Montrö'nün kriz anlarında doğrudan işletilebilir bir araç olduğunu fiilen kanıtladı.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla Türk Boğazları'nın kapatılması arasındaki fark nedir? Hürmüz'de fiili kontrol askeri kapasiteye dayanır ve uluslararası hukuka aykırılık tartışması yaratır. Türk Boğazları'nda kontrol ise doğrudan uluslararası hukuk tarafından Türkiye'ye verilmiştir; Montrö çerçevesinde atılan adımlar hukuki meşruiyet zeminine oturur.

Montrö'nün gözden geçirilmesi ya da değiştirilmesi mümkün müdür? 29. madde, taraf devletlere beşer yıllık dönemler itibarıyla değişiklik teklif etme hakkı tanır. Ancak değişiklik için tarafların mutabakatı gerektiğinden, bu mekanizmanın bugüne kadar sözleşmeyi esaslı biçimde değiştirmediği görülmektedir.

Yazar Hakkında: Avukat Yusuf KILIÇKAN, Türk hukuku ve karşılaştırmalı hukuk alanlarında faaliyet göstermekte olup uluslararası hukuk, deniz hukuku ve boğazlar rejimine ilişkin güncel hukuki analizler yayımlamaktadır. Yazara yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşılabilir.