Back to Blog
4/24/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
ULUSLARARASI HUKUK

Türkiye'nin Kıta Sahanlığı ve Deniz Yetki Alanı Uyuşmazlıkları

Share
Türkiye'nin Kıta Sahanlığı ve Deniz Yetki Alanı Uyuşmazlıkları

TL;DR — Türkiye'nin Kıta Sahanlığı Tezleri ve Deniz Yetki Alanı Uyuşmazlıkları

Kıta sahanlığı, bir devletin kara topraklarının deniz tabanındaki doğal uzantısıdır ve egemenlik değil, egemen haklar doğurur. Türkiye, UNCLOS'a taraf olmamakla birlikte kıta sahanlığına ilişkin uluslararası teamül hukuku kurallarını ve hakkaniyet ilkesini temel tez olarak benimsemektedir. Türkiye'nin iki kritik tezi şunlardır: (1) Adaların anakaraların önünde yer alması hâlinde anakara projeksiyonunu kesemeyeceği; (2) Adalar dahil tüm ilgili faktörler hesaba katılarak hakkaniyete uygun bir sınırlandırma yapılması gerektiği. Bu tezler, Meis Adası örneğinde somutlaşmaktadır: 12 km² yüzölçümlü bu ada, Türkiye anakarasına yalnızca 2 km uzaklıktayken Yunanistan'ın tezine göre 40.000 km² kıta sahanlığı alanı üretmektedir. Türkiye, Ege'de yalnızca kıta sahanlığı uyuşmazlığını çözülmesi gereken sorun olarak tanımlarken; Doğu Akdeniz'de 2011'de KKTC, 2019'da Libya ile imzalanan ikili anlaşmalarla hukuki çerçevesini belirlemiş ve Mavi Vatan doktrinini fiilen uygulamaya koymuştur. Nisan 2026 itibarıyla Türkiye ile Yunanistan arasında BM nezdindeki karşılıklı muhtıralar, gerilimin canlılığını koruduğunu ortaya koymaktadır.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN

Tarih: 24 Nisan 2026

Türkiye'nin Kıta Sahanlığı Hakkı

Deniz Tabanında Egemenlik Değil, Egemen Haklar

"Kıta sahanlığı" terimi, hem jeolojik hem de hukuki içerik taşıyan, ikisi birbirinden dikkatlice ayrılması gereken bir kavramdır. Jeolojik anlamda kıta sahanlığı, bir kıtanın kara yüzeyinin su altındaki uzantısıdır; uluslararası hukuk açısından ise bu kavram, kıyı devletine arama, işletme ve doğal kaynaklardan yararlanma konularında münhasır egemen haklar tanıyan bir hukuki statüdür.

Kıta sahanlığı üzerindeki haklar, toprak egemenliğiyle özdeş değildir. Kıyı devleti bu alanda egemenlik değil, egemen haklar kullanır; su kolonunda başka devletlerin seyrüsefer serbestisi, balıkçılığı ve diğer kullanım hakları etkilenmez. Bu ayırım hem Türkiye'nin tezleri hem de uyuşmazlıkların seyrini anlamak açısından temel öneme sahiptir.

Türkiye bugün hem Ege Denizi'nde Yunanistan ile hem de Doğu Akdeniz'de Yunanistan, Kıbrıs (GKRY) ve dolaylı olarak diğer bölge devletleriyle kapsamlı kıta sahanlığı uyuşmazlıkları yaşamaktadır. Bu uyuşmazlıklar; jeopolitik gerilimler, enerji kaynakları, askeri dengelenmeler ve uluslararası hukuk yorumları ekseninde birbirine sarılmış, son derece karmaşık bir yapı sergilemektedir.

Kıta Sahanlığı Hukukunun Temel Kaynakları

1958 Cenevre Sözleşmesi

Modern kıta sahanlığı hukukunun ilk kodifikasyonu olan 1958 tarihli Kıta Sahanlığına İlişkin Cenevre Sözleşmesi, kıta sahanlığını kıyı devletinin kara topraklarının doğal uzantısı olarak tanımlamış ve bu alanda egemen haklar öngörmüştür. Türkiye bu sözleşmeye taraftır; bu durum, Türkiye'nin kıta sahanlığı hukukunu tamamen reddetmediğini, aksine sahiplendiğini göstermektedir.

UNCLOS (1982)

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), Türkiye tarafından imzalanmamıştır; ancak sözleşmenin birçok hükmü uluslararası teamülle bağdaştığı için Türkiye tarafından fiilen uygulanır. Bu konumun pratik sonucu kritiktir: Türkiye, kıta sahanlığının varlığını ve üzerindeki egemen hakları kabul etmektedir; ancak sınırlandırma metodolojisi konusunda UNCLOS yorumuna katılmamaktadır.

UAD (Uluslararası Adalet Divanı) İçtihadı

Kıta sahanlığı sınırlandırmasına ilişkin en etkili uluslararası yargı kararları şunlardır: 1969 Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davaları, 1977 İngiltere-Fransa Kıta Sahanlığı Tahkim Kararı, 1985 Libya/Malta Davası ve 2009 Romanya-Ukrayna MEB/Kıta Sahanlığı Davası. Bu kararların tamamı, doğrudan otomatik ortay hat uygulamasını değil; ilgili koşulların değerlendirilerek hakkaniyete uygun sonuca ulaşılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Uluslararası Teamül Hukuku

Kıta sahanlığı, ihraç edilmeksizin oluşan hak ilkesi çerçevesinde kıyı devletinin talepte bulunmaksızın, bildirimde bulunmaksızın otomatik olarak sahip olduğu bir hukuki statüdür. Bu özellik, MEB'in ilandan doğmasıyla temel ayrımını oluşturmaktadır.

Türkiye'nin UNCLOS Dışındaki Konumunun Nedenleri

Türkiye'nin UNCLOS'a neden taraf olmadığını anlamak, tüm uyuşmazlıkların arka planını kavramak açısından zorunludur.

Türkiye, bu hakkın Ege'de yaratacağı sıkıntılardan dolayı UNCLOS'a imzacı ülkelerden olmamıştır. Bu gerekçenin somut içeriği şudur: UNCLOS'un ada tanımı ve adalara tam deniz yetki alanı tanıyan hükümleri, Ege'nin özgün coğrafyasına uygulandığında Türkiye'nin anakarasını Ege ve Doğu Akdeniz'den fiilen koparmakta; ülkenin denize çıkış kapasitesini İstanbul ve Marmara Denizi'yle sınırlayan bir tablonun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Bu endişe soyut bir siyasi hesap değil, somut bir coğrafyanın somut bir hukuki sonucudur. Ege'de 3.000'den fazla ada ve adacık, birçoğu Türk anakarasından birkaç kilometre uzakta, Yunanistan egemenliğindedir. UNCLOS'u bu coğrafyaya otomatik biçimde uygulamak; Türkiye'yi teorik olarak Ege'de yüzde bir veya ikiden az bir deniz yetki alanıyla baş başa bırakacaktır.

Türkiye'nin Kıta Sahanlığı Hukukuna İlişkin Temel Tezleri

Türkiye'nin kıta sahanlığı uyuşmazlıklarındaki tutumu birkaç temel hukuki eksen etrafında şekillenmiştir.

Birinci Tez: Doğal Uzantı İlkesi

Türkiye, kıta sahanlığının kara topraklarının deniz tabanındaki doğal, fiziksel uzantısını temsil ettiğini ve bu nedenle sınırlandırmada jeolojik gerçeklerin göz ardı edilemeyeceğini savunmaktadır. 1969 Kuzey Denizi davalarında Uluslararası Adalet Divanı da bu ilkeyi merkeze almıştır.

İkinci Tez: Hakkaniyet İlkesi

Uluslararası hukuktaki temel kural olan "hakça paylaşım" ilkesine göre, adalara ana karalara kıyasla daha az kıta sahanlığı/MEB alanı verilebilmektedir. Bu noktada adaların büyüklüğü, cephe uzunlukları, konumu ve ana karalardan ne kadar uzak oldukları gibi birçok faktör dikkate alınmaktadır.

Türkiye, sınırlandırmanın ortay hat veya herhangi bir otomatik formül yerine "ilgili koşulların tamamının gözetilmesi suretiyle hakkaniyete uygun sonuca ulaşılması" ilkesiyle yapılması gerektiğini savunmaktadır.

Üçüncü Tez: Adaların Özel Durumu

Türkiye, anakaralar arasındaki ortay hattın ters tarafında kalan Yunan adalarının Türkiye anakarasına karşı eşit ölçüde deniz yetki alanı üretmesinin hem uluslararası hukuka hem de hakkaniyete aykırı olduğunu savunmaktadır.

Türkiye bu bağlamda iki temel ayrımı öne sürmektedir: Devletin tüm ülkesi adalardan oluşuyorsa (ada devleti) adaların tam deniz yetki alanı üretmesi kabul edilebilir; ancak kıta devletinin karşısında, kıta devletinin karasularına son derece yakın küçük adaların kıta devletinin doğal uzantısını kesmesi kabul edilemez. İkinci ve daha sınırlı koşulda ise yalnızca bazı adalara, büyüklükleri, nüfusları ve konumlarıyla orantılı kısmî alan tanınabilir.

Dördüncü Tez: Orantısallık

Türkiye, "orantısallık" diye bir kavram olduğunu, adaların çevresiyle ana karaların uzunluğu arasında orantısallık olması gerektiğini ispat etmiştir. Meis örneğinde bu argüman son derece güçlüdür: 12 km² yüzölçümündeki bir adanın, anakarasının önünde yer almasına rağmen 40.000 km² kıta sahanlığı üretmesi matematiksel açıdan da hukuki açıdan da savunulamaz bir orantısızlık yaratmaktadır.

Ege Denizi Kıta Sahanlığı Uyuşmazlığı

Ege Denizi kıta sahanlığı uyuşmazlığı, Türk-Yunan ilişkilerinin en uzun soluklu ve en köklü anlaşmazlık eksenini oluşturmaktadır.

Türkiye'nin Ege'deki Temel Tutumu

Türkiye, Ege'de yalnızca kıta sahanlığı sınırlandırmasını çözüme kavuşturulması gereken sorun olarak tanımlamaktadır. Türkiye, Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline genişletme hakkını saklı tutmasına karşılık bunun savaş sebebi (casus belli) olarak değerlendirileceğini açıkça beyan etmiştir. Bu 1995 tarihli TBMM kararı, hem hukuki hem de siyasi düzlemde etkin bir caydırıcı olarak güncelliğini korumaktadır.

Türkiye'nin Ege'de çözüme kavuşturulmasını benimsediği sorunlar; karasularının genişletilmesi meselesi, MEB/kıta sahanlığı sınırlandırması, hava sahası uyuşmazlıkları, adaların silahsızlandırılmış statüsüne ilişkin ihtilaflar ve bazı adacık ve kayalıkların egemenliğiyle ilgili belirsizliklerdir.

Meis Adası: Bir Tez Savaşının Somut Adresi

Meis Adası (Kastellorizo), Türkiye'nin kıta sahanlığı tezinin en yoğun şekilde somutlaştığı coğrafi noktadır. Türkiye'nin resmi görüşüne göre "Anadolu'ya 3 km, Yunanistan anakarasına 580 km uzaklıkta olan bir adanın 40 bin km² genişliğinde kıta sahanlığı alanı yaratması rasyonel değildir, uluslararası hukuk hükümleri ile uyumlu değildir.

Türk ve Yunan tezlerinin çakıştığı bölge yaklaşık olarak 75 bin kilometrekaredir ve bu durumda Meis adası kendi alanının yaklaşık 4 bin katı deniz yetki alanı üretmektedir.

Yunanistan'ın bu konudaki "çifte standart" uygulaması, Türk tezini güçlendiren önemli bir argümandır. Yunanistan, 9 Haziran 2020 tarihinde İtalya ile yapılan İyon Denizi Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşmasında adaların yetki alanlarından bahsetmedi; sınırlandırma anlaşması iki ülke arasında ana karalar esas alınmak suretiyle akdedildi. Yunanistan, İyon Denizi'ndeki adaları için ileri sürmediği argümanları Ege'deki adalar söz konusu olduğunda Türkiye'ye karşı güçlü biçimde savunuyor.

Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı Uyuşmazlıkları

Ege'den daha karmaşık ve çok aktörlü bir yapı sergileyen Doğu Akdeniz uyuşmazlıklarında Türkiye, Yunanistan ve GKRY'nin yanı sıra Mısır, Libya, Lübnan ve İsrail de deniz yetki alanı talepleri konusunda çakışan iddialara sahiptir.

GKRY'nin Tek Taraflı Sınırlandırmaları

Kıbrıs meselesinde kapsamlı bir çözüm bulunmadan GKRY, Kıbrıs Türklerinin eşit haklarını hiçe sayarak 2003'te Mısır, 2007'de Lübnan, 2010'da da İsrail ile deniz sınırı anlaşmaları yaptı. Ancak GKRY'nin bir anakara gibi yaptığı anlaşmaların aksine, uluslararası hukuk adalara ana karalardan daha az münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı vermektedir.

Türkiye, Kıbrıs meselesi çözüme kavuşturulmadan GKRY ile deniz sınırlandırması müzakeresi başlatmayı reddetmekte; Kıbrıs Türklerinin deniz yetki alanları üzerindeki haklarının bu süreçte göz ardı edildiğini savunmaktadır.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Coğrafi Avantajı

Doğu Akdeniz'de en uzun ana kara kıyı hattına sahip ülke konumunda olan Türkiye'nin, kıyı projeksiyonunun adalarla kesilmeyeceği tezi hem devletler arasında akdedilen bölüşüm antlaşmaları hem de uluslararası mahkeme ve tahkim kararları tarafından desteklenmektedir.

Türkiye'nin İkili Deniz Sınırlandırma Anlaşmaları

Türkiye, çok taraflı uzlaşı girişimleri sonuç vermeyince hukuki konumunu ikili anlaşmalar yoluyla somutlaştırmayı tercih etmiştir.

2011 Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması

21 Eylül 2011'de KKTC ile kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması imzalanmış; bu anlaşmayla Türkiye, Kuzey Kıbrıs ile arasındaki sınırı 27 coğrafi koordinatın birleştirilmesiyle oluşturulan bir çizgi ile sınırlandırmıştır. Bu anlaşma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki alanın kuzey bölümünü hukuken tanımlamasının ilk adımını oluşturmaktadır.

2019 Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Mutabakatı

Türkiye, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 27 Kasım 2019 tarihinde "Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" imzalamıştır. Bu mutabakat iki ülkenin Akdeniz'de karşılıklı kıyıları arasında deniz yetki alanları sınırını belirlemiştir.

Hakkaniyet ilkesi uyarınca ve uluslararası hukuk kurallarına uygun şekilde düzenlenen bu anlaşma, iki ülkenin de Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarını korumayı amaçlamaktadır. Anlaşmayla birlikte, Yunanistan'ın mantığıyla yapılacak bir sınırlandırmaya kıyasla Libya yaklaşık 36 bin kilometre kare deniz yetki alanı kazanmış oldu.

Anlaşmanın Türkiye açısından stratejik değeri birkaç açıdan ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce bu anlaşma, Türkiye'nin bir kıyıdaş devletle imzaladığı ilk MEB sınırlandırma anlaşmasıdır. Türkiye, böylelikle Doğu Akdeniz'deki güneybatı sınırını belirlemekte; EastMed boru hattı projesini ve GKRY'nin Türkiye'ye rağmen ilerletmeye çalıştığı hidrokarbon sözleşmelerini dengelemenin hukuki aracını elde etmektedir. Anlaşma, hakkaniyet ilkesi ve uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak Ekim 2020'de Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmiştir.

Uluslararası İçtihatların Türkiye Tezleri Açısından Değerlendirilmesi

Türkiye'nin savunduğu hakkaniyet ilkesi, uluslararası yargı kararlarında sağlam bir karşılık bulmaktadır.

Hem devletler arasında akdedilen bölüşüm antlaşmaları hem de uluslararası mahkeme ve tahkim kararları Türkiye'nin tezlerini destekler niteliktedir. 1978'de Birleşik Krallık ile Fransa arasında Manş Denizi yetki alanlarının bölüşülmesinde, ortay hattın yanlış tarafında kalan İngiliz adaları çembere alınmış, ortay hattın kuzeyinde kalmasına rağmen bazı ufak İngiliz adalarına ise azaltılmış etki tanınmıştır.

Bu emsal çok önemlidir: Manş Kararı, bir devletin adalarına "tam etki" değil "sıfır etki" veya "azaltılmış etki" uygulanmasının uluslararası hukukta mümkün ve meşru olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Uluslararası Adalet Divanı bugüne kadar Meis Adası'na benzer kategorideki ihtilaflarda Türkiye'nin görüşlerini destekleyen yorumlar yapmıştır.

Nisan 2026: Güncel Durum ve Süregelen Gerilim

Bu makale yazıldığı sırada Türkiye-Yunanistan arasındaki deniz yetki alanı uyuşmazlığı, diplomatik açıdan son derece canlı bir seyir izlemektedir.

Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin 16 Şubat 2026'da Birleşmiş Milletler'e bir mektup göndermiştir. Bu mektubun ardından Yunanistan 31 Mart 2026'da BM Genel Sekreteri'ne ilettiği mektupta Türkiye'nin hukuki gerekçelerini reddetti.

Yunanistan mektubunda "Türkiye'nin 'Yunan adalarının 6 milin ötesinde deniz alanı oluşturamayacağı' yönündeki iddiasının uluslararası hukukun açık ihlali ve Yunanistan'ın toprak bütünlüğüne saldırı" olduğunu öne sürmüştür.

Mektubun kapanış bölümünde Atina, tüm haklarını saklı tuttuğunu yinelemekle birlikte; Ege ve Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırması sorununu Türkiye ile "iyi niyetle, barışçıl yollarla ve uluslararası hukuk temelinde" çözmeye hazır olduğu mesajını vermiştir.

Uyuşmazlıkların Çözüm Seçenekleri

Türkiye-Yunanistan ve daha geniş Doğu Akdeniz deniz yetki alanı uyuşmazlıklarının çözümünde masada duran başlıca seçenekler şunlardır.

İkili müzakerelerin ikisi arasındaki tek konu olarak kıta sahanlığı sınırlandırmasına odaklanması tarihsel süreçte başarısız olmuştur. Türkiye, 1976'dan beri zaman zaman yeniden canlandırılan Bern süreci gibi ikili görüşme platformlarını kullanmaya hazır olduğunu tekrarlamaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı yolu, Türkiye'nin 2023 Atina ziyareti sırasında gündeme getirdiği çok kapsamlı bir seçenektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ege sorunlarından "sadece kıta sahanlığı sınırlandırılması değil bütün sorunlar Uluslararası Adalet Divanı'na götürülsün" önerisi büyük önem taşımaktadır. Bu teklif hem Türkiye'nin "hukuka uymadığı" iddialarını boşa çıkarmakta hem de Yunanistan'ın sorunların çözümünün önünü tıkayan "tek sorun" yaklaşımını değiştirmeye zorlamaktadır.

Çok taraflı konferans seçeneği kapsamında Türkiye, tüm Doğu Akdeniz kıyıdaş devletlerinin katılımıyla uluslararası bir konferansın toplanması çağrısını defalarca yapmıştır. GKRY ve Yunanistan bu çağrıya sıcak bakmamıştır.

Hakkaniyet mi, Otomatik Ortay Hat mı?

Türkiye'nin kıta sahanlığı tezlerinin uluslararası hukuk açısından temelsiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Aksine, UAD içtihadı ve emsal kararlar, otomatik ortay hat uygulamasının evrensel bir kural olmadığını, adaların konumuna ve niteliğine göre azaltılmış veya sıfır etki tanınmasının meşru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Meselenin hukuki yönü kadar siyasi boyutu da kritik önem taşımaktadır. Her iki taraf da en güçlü tutumla müzakereye girdiğinde, orta nokta otomatik olarak hakkaniyete uygun bir sonuca karşılık gelmeyebilir. Uluslararası yargı veya tahkim bu uyuşmazlığı çözmek için en güvenilir yol olarak görünmektedir; zira siyasi uzlaşı için gereken karşılıklı güven ve irade eksikliği on yıllardır süregelmektedir.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

24 Nisan 2026

Sıkça Sorulan Sorular

Kıta sahanlığı ile MEB arasındaki fark nedir? Kıta sahanlığı, bir devletin kara ülkesinin denizinin altında devam eden doğal uzantısıdır; bu alanın ilan edilmesi zorunlu değildir. MEB ise ilan edilerek ortaya çıkar ve deniz yatağının yanı sıra üstündeki su sütununu da kapsar; balıkçılık hakları da MEB'e dahildir.

Türkiye neden UNCLOS'a taraf değildir? Türkiye bu hakkın Ege'de yaratacağı sıkıntılardan dolayı UNCLOS'a imzacı ülkelerden olmamıştır. Sözleşmenin ada tanımı ve adalara tam deniz yetki alanı tanıyan hükümleri, Türkiye'nin Ege'deki coğrafi gerçekliğiyle bağdaşmamaktadır.

Türkiye-Libya anlaşması uluslararası hukuka uygun mudur? Kıta sahanlığı ya da MEB sınırlarının oluşturulması uluslararası hukukun hem yapılageliş hukuku kuralına hem de UNCLOS'un 74 ve 83. maddelerine göre "anlaşma ile" yapılacaktır. Anlaşma, iki tarafça onaylanmış ve BM tarafından tescil edilmiştir.

Meis Adası Türkiye'nin kıta sahanlığını engeller mi? Türkiye'nin tutumuna göre Meis Adası'nın ne münhasır ekonomik bölge ne de kıta sahanlığı sınırlandırmasında deniz yetki alanı hakkı doğurması mümkün değildir. Uluslararası içtihatta bu tezi destekleyen emsal kararlar mevcuttur.

Uyuşmazlık UAD'da çözülebilir mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm Ege sorunlarının UAD'a götürülmesini teklif etmiştir. Bu teklifin hem Türkiye'nin hukuka uyduğunu gösterme hem de sorunların tamamına kapsamlı çözüm bulunması açısından büyük önemi bulunmaktadır.

Doğu Akdeniz'de diğer hangi devletlerle uyuşmazlık vardır? Doğu Akdeniz'de deniz alanlarının sınırlandırılmasına dair uyuşmazlıkların tarafları arasında Türkiye, KKTC, Mısır, İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye, Libya, Yunanistan ve GKRY yer almaktadır.

Karadeniz'de Türkiye'nin kıta sahanlığı uyuşmazlığı var mı? Türkiye, yapmış olduğu anlaşmalarla Karadeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlarını belirlemiştir. Bu itibarla Karadeniz'de aktif bir kıta sahanlığı uyuşmazlığı bulunmamaktadır.

Yazar Hakkında: Avukat Yusuf KILIÇKAN, uluslararası hukuk, deniz hukuku ve Türk idare hukuku alanlarında çalışmalar yürüten avukattır.

yusufkilickan.av.tr hukuk blogunun yazarıdır.

av.yusufkilickan@gmail.com

Yasal Uyarı: Bu makale, Nisan 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan uluslararası deniz hukuku sözleşmeleri, ikili anlaşmalar ve güncel diplomatik gelişmeler çerçevesinde genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Deniz yetki alanı uyuşmazlıkları, hem uluslararası hem de iç hukuku ilgilendiren son derece teknik ve siyasi konulardır; bireysel veya kurumsal tavsiye için alanında uzman bir avukattan danışmanlık almanız önerilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Upholding justice and the rule of law, we defend our clients' rights at national and international levels with the highest professional standards.

This website has been prepared by Attorney Yusuf Kılıçkan in compliance with the Attorneys Act and the Turkish Bar Association's Advertising Prohibition Regulation. The information on this site does not constitute legal advice.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. All Rights Reserved.