Blog'a Dön
3/10/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
ULUSLARARASI HUKUK

A Legal Battle Between AI Ethics and National Defense: Anthropic vs. the U.S. Government and the Limits of Administrative Authority

Paylaş
A Legal Battle Between AI Ethics and National Defense: Anthropic vs. the U.S. Government and the Limits of Administrative Authority

The rapid development of artificial intelligence technologies has generated new debates not only in the technology sector but also in public law and national security law. In particular, the potential use of large language models in both civilian and military contexts has raised legal questions that are redefining the relationship between technology companies and state authorities. As of March 2026, the dispute that has emerged in the United States between Anthropic and the U.S. government has evolved into an important legal debate concerning where the boundaries between artificial intelligence ethics and national security policies begin and end.

At the center of the dispute is the Claude model, developed by the artificial intelligence company Anthropic. The company states that it has implemented a number of technical safeguards and usage restrictions intended to prevent the model from being misused in certain contexts. These safeguards are designed particularly to limit high-risk use scenarios such as lethal autonomous weapons systems or large-scale surveillance activities. According to Anthropic, these restrictions are not merely part of the company’s internal policies but also constitute technical measures considered necessary in terms of artificial intelligence safety and ethical use principles.

The dispute began with disagreements between the parties regarding the access of public institutions to artificial intelligence systems and the conditions under which such systems may be used. Following the company’s refusal to remove certain technical limitations imposed on specific use cases, restrictive decisions were adopted by federal administrative authorities regarding the use of Anthropic tools within public institutions. Within the framework of these decisions, the company’s products were assessed as potentially posing risks to public procurement supply chain security.

The lawsuit filed by Anthropic before a federal court emerged precisely at this point. The company argues that the decisions taken by public institutions do not merely constitute a procurement policy matter but must also be examined in light of constitutional rights and principles of administrative law. In particular, the limits of regulatory authority exercised by public administration under U.S. law and the rights of private companies under the doctrine of freedom of speech constitute one of the central legal issues of the case.

One of the primary legal questions debated in this context concerns the limits of administrative discretion. Within the framework of American administrative law, federal agencies may adopt certain procurement decisions on grounds of public safety or national security. However, such decisions must not be arbitrary, must rely on reasonable justification and must remain subject to judicial review. Federal courts may review administrative actions, particularly under the Administrative Procedure Act, to determine whether they are “arbitrary or capricious”.

Another important dimension of the case relates to the legal nature of artificial intelligence systems and debates surrounding freedom of speech. Anthropic argues that the development of artificial intelligence models and the determination of their terms of use may fall within the scope of the company’s freedom of expression. In U.S. jurisprudence, there are judicial decisions recognizing that software code may under certain circumstances be protected under freedom of speech doctrines. For this reason, indirect governmental attempts to alter the conditions under which artificial intelligence systems are deployed have also been discussed by some legal scholars within the framework of freedom of expression.

At the same time, the defense of the federal administration is based on the obligation of public authorities to ensure the security of the technologies used by public institutions. In areas such as national security or the protection of critical infrastructure, public administration is generally recognized as possessing a broad margin of discretion. Accordingly, the evaluation of supply chain risks and the restriction of certain technologies within public procurement frameworks may be legally permissible. The debate therefore largely concentrates on where the boundaries of this authority begin and where they end.

The dispute also forms part of a broader discussion illustrating the growing influence of artificial intelligence technologies on public policy. Large language models and advanced artificial intelligence systems are no longer viewed solely as commercial products but increasingly as strategic technological infrastructures. This development has transformed the relationship between technology companies and public authorities into a far more complex structure than traditional procurement relationships.

From this perspective, the Anthropic case is not merely considered a commercial dispute between two parties. Rather, it represents a broader legal debate regarding how the balance should be established between the right of artificial intelligence companies to impose ethical boundaries and the regulatory authority of the state in matters of security policy. Given the dual civilian and military potential of advanced artificial intelligence models, similar disputes are likely to arise more frequently in the future.

Ultimately, the case is regarded as an important example within a field of law that has not yet fully crystallized in relation to the regulation of artificial intelligence technologies. The decision to be delivered by the federal court will not only resolve a dispute concerning the products of a particular technology company, but may also contribute to defining the legal boundaries between the ethical policies of artificial intelligence companies and the security-based regulatory authority exercised by public administration.

Legal Disclaimer: This article is for general informational and academic assessment purposes. Interpretation of international law may change based on developments and does not constitute definitive legal opinion.

Yapay Zeka Etiği ile Ulusal Savunma Arasında Hukuk Savaşı: Anthropic vs. ABD Hükümeti ve İdari Otoritenin Sınırları

Yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişmesi, yalnızca teknoloji sektöründe değil kamu hukuku ve ulusal güvenlik hukukunda da yeni tartışmalar doğurmaktadır. Özellikle büyük dil modellerinin hem sivil hem de askeri alanlarda kullanılabilme potansiyeli, teknoloji şirketleri ile devlet otoriteleri arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan hukuki sorunları gündeme getirmektedir. Mart 2026 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan Anthropic – ABD Hükümeti uyuşmazlığı, yapay zekâ etiği ile ulusal güvenlik politikaları arasındaki sınırların nerede başlayıp nerede sona erdiğine ilişkin önemli bir hukuk tartışmasına dönüşmüştür.

Uyuşmazlığın merkezinde, yapay zekâ şirketi Anthropic tarafından geliştirilen Claude modeli bulunmaktadır. Şirket, modelin belirli kullanım alanlarında kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla çeşitli teknik korumalar ve kullanım sınırlamaları uyguladığını belirtmektedir. Bu korumalar özellikle ölümcül otonom silah sistemleri veya geniş ölçekli gözetleme faaliyetleri gibi yüksek riskli kullanım senaryolarını sınırlamaya yöneliktir. Anthropic’e göre bu sınırlamalar yalnızca şirket politikalarının bir parçası değil, aynı zamanda yapay zekâ güvenliği ve etik kullanım ilkeleri açısından gerekli görülen teknik önlemlerdir.

Uyuşmazlık, kamu kurumlarının yapay zekâ sistemlerine erişimi ve bu sistemlerin kullanım şartları konusunda taraflar arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarıyla başlamıştır. Şirketin belirli kullanım alanları için uyguladığı teknik sınırlamaların kaldırılması yönündeki taleplerin kabul edilmemesi üzerine federal idare tarafından Anthropic araçlarının kamu kurumlarında kullanımına ilişkin kısıtlayıcı kararlar alınmıştır. Bu kararlar çerçevesinde şirketin ürünleri kamu tedarik zinciri güvenliği bakımından risk oluşturabileceği gerekçesiyle değerlendirilmiştir.

Anthropic tarafından federal mahkemede açılan dava ise tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştır. Şirket, kamu kurumlarının aldığı kararların yalnızca bir tedarik politikası meselesi olmadığını, aynı zamanda anayasal haklar ve idari hukuk ilkeleri bakımından da incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Özellikle ABD hukukunda kamu idaresinin düzenleyici yetkilerinin sınırları ve özel şirketlerin ifade özgürlüğü kapsamındaki hakları, davanın temel hukuki tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır.

Bu bağlamda tartışılan ilk hukuki meselelerden biri idari otoritenin takdir yetkisinin sınırlarıdır. Amerikan idare hukuku çerçevesinde federal kurumların kamu güvenliği veya ulusal güvenlik gerekçesiyle belirli tedarik kararları alabilmesi mümkündür. Ancak bu tür kararların keyfi olmaması, makul gerekçelere dayanması ve hukuki denetime açık olması gerekmektedir. Federal mahkemeler, özellikle Administrative Procedure Act kapsamında idari işlemlerin “keyfi veya kaprisli” nitelik taşıyıp taşımadığını inceleyebilmektedir.

Davanın ikinci önemli boyutu ise yapay zekâ sistemlerinin hukuki niteliği ve ifade özgürlüğü tartışmalarıdır. Anthropic, yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve kullanım şartlarının belirlenmesinin şirketin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini ileri sürmektedir. ABD hukukunda yazılım kodunun belirli koşullarda ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğine ilişkin yargı kararları bulunmaktadır. Bu nedenle yapay zekâ sistemlerinin kullanım kurallarının devlet tarafından dolaylı biçimde değiştirilmesi, bazı hukukçular tarafından ifade özgürlüğü bakımından da tartışılmaktadır.

Bununla birlikte federal idarenin savunması, kamu kurumlarının kullandığı teknolojilerin güvenliğini sağlama yükümlülüğüne dayanmaktadır. Ulusal güvenlik veya kritik altyapıların korunması gibi alanlarda kamu idaresine geniş bir takdir yetkisi tanındığı kabul edilmektedir. Bu nedenle kamu kurumlarının tedarik zinciri risk değerlendirmesi yapması ve belirli teknolojilerin kullanımını sınırlaması hukuken mümkün görülmektedir. Tartışma esas olarak bu yetkinin sınırlarının nerede başlayıp nerede sona erdiği üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Uyuşmazlık aynı zamanda yapay zekâ teknolojilerinin kamu politikası üzerindeki etkisini gösteren daha geniş bir tartışmanın parçasıdır. Büyük dil modelleri ve gelişmiş yapay zekâ sistemleri artık yalnızca ticari ürünler değil, aynı zamanda stratejik teknoloji altyapıları olarak değerlendirilmektedir. Bu durum teknoloji şirketleri ile kamu otoriteleri arasındaki ilişkilerin klasik tedarik ilişkilerinden daha karmaşık bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır.

Anthropic davası bu yönüyle yalnızca iki taraf arasındaki ticari bir uyuşmazlık olarak görülmemektedir. Dava, yapay zekâ şirketlerinin etik sınırlar koyma hakkı ile devletin güvenlik politikaları arasındaki hukuki dengenin nasıl kurulacağına ilişkin daha geniş bir tartışmayı temsil etmektedir. Özellikle gelişmiş yapay zekâ modellerinin hem sivil hem de askeri kullanım potansiyeli dikkate alındığında, bu tür uyuşmazlıkların gelecekte daha sık ortaya çıkması muhtemel görünmektedir.

Sonuç olarak söz konusu dava, yapay zekâ teknolojilerinin düzenlenmesi konusunda henüz tam olarak şekillenmemiş olan hukuk alanının önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Federal mahkemenin vereceği karar, yalnızca belirli bir teknoloji şirketinin ürünlerine ilişkin bir uyuşmazlığı çözmekle kalmayacak; aynı zamanda yapay zekâ şirketlerinin etik politikaları ile kamu idaresinin güvenlik temelli düzenleme yetkisi arasındaki hukuki sınırların belirlenmesine de katkı sağlayacaktır.

Yasal Uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme ve akademik değerlendirme amaçlıdır. Uluslararası hukuk yorumu, olayların gelişimine göre değişebilir ve kesin hukuki görüş niteliği taşımaz.

#scotus