Blog'a Dön
01/05/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
CEZA HUKUKU

Özel Hayatın Gizliliği

Paylaş
Özel Hayatın Gizliliği

TL;DR: Bir kişiyi kaydetmek ya da o kaydı paylaşmak her zaman suç değildir; ancak kimin, nerede, ne amaçla, nasıl kaydedildiği ve kaydın nasıl kullanıldığı belirleyicidir. TCK m. 134 özel hayatın gizliliğini ihlali, m. 135 kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesini, m. 136 ise bu verilerin yayılmasını, üçüncü kişilere verilmesini ve ele geçirilmesini ayrı suç tipleri olarak düzenlemektedir. Kamusal alanda bulunmak özel hayat hakkından feragat anlamına gelmez; Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre kişinin kalabalık içinde "görünmezlik beklentisi" korunmaya devam eder. Kamu yararı ve haber değeri savunması, her durumda geçerli değildir; yayıncının sıfatı, amacı, yayımın orantılılığı ve kişinin itibarına etkisi birlikte değerlendirilir. AİHM'nin Von Hannover/Almanya içtihadı ise kamu figürlerinin bile özel yaşam alanlarında koruma hakkına sahip olduğunu açıkça tescillemiştir.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN

Tarih: 1 Mayıs 2026

Sorun Neden Giderek Karmaşıklaşıyor?

Dijital cihazların herkesin cebinde taşındığı ve birkaç dokunuşla on binlerce kişiye ulaşılan çağda, görüntü kaydetme ile yayımlama eylemleri hukuki değerlendirmeyi giderek daha karmaşık hâle getirmektedir. Trafik denetimlerinde yolsuz sürücünün yüzünün yayınlanması, gece kulübü çıkışındaki ünlünün görüntülenmesi, sokak kavgasının sosyal medyaya aktarılması ya da eleştiri amacıyla başkasına ait fotoğrafın paylaşılması; bunların tamamı yüzeysel bakışta birbirine benzer eylemler gibi görünse de hukuki sonuçları büyük ölçüde ayrışmaktadır. Bu yazı, bu ayrışmanın nedenlerini ve sınırlarını hukuki analiz ve içtihat ışığında ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Özel Hayat: Üçlü Sınıflandırma

TCK m. 134'teki "özel hayat" kavramı ne Türk Ceza Kanunu'nda ne de Anayasa'da tanımlanmıştır. Doktrinde baskın yaklaşım, kişinin yaşam alanını üç katmana ayıran modeldir.

Kamuya açık yaşam alanı, kişinin herkesçe bilinen, bilinmesinde sakınca görülmeyen, herkesin gözü önünde sürdürülen faaliyetleri kapsar. Bu alana müdahale kural olarak suç oluşturmaz; ancak bu kural mutlak değildir.

Özel yaşam alanı, bireyin belirli kişilerle paylaştığı ancak kamuya açmak istemediği bilgiler ve faaliyetlerdir.

Gizli yaşam alanı ise kişinin kimseyle paylaşmak istemediği, yalnızca kendisine ait tuttuğu en iç çekirdeği oluşturur.

Hukuki açıdan belirleyici olan, yalnızca eylemin hangi mekânda gerçekleştiği değil, o mekânda kişinin hangi mahremiyet katmanında bulunduğudur. Yargıtay, bu yaklaşımı kamusal alan tartışmalarında sıklıkla uygulamaktadır: kalabalık içinde bulunan bir kişinin, kayda alındığının ya da teşhir edileceğinin farkında olmaksızın sürdürdüğü davranışları, bilinçli olarak kamusal paylaşıma açtığı anlamına gelmez.

TCK'nın Üç Ayrı Suç Tipi: 134, 135 ve 136

Uygulamada sıkça karıştırılan bu üç madde, birbirini izleyen ancak hukuki nitelikleri farklı aşamaları düzenlemektedir.

TCK m. 134: Özel Hayatın Gizliliğini İhlal

TCK m. 134/1'in birinci cümlesi, serbest hareketli bir suçtur: resim ya da ses kaydı cihazı kullanılmaksızın, gizlice izleme veya dinleme gibi yollarla özel hayatın gizliliğine müdahale edilmesi bu cümle kapsamındadır. Cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir.

Maddenin 134/1'inin ikinci cümlesi, görüntü veya sesin kayıt cihazıyla sabitlenmesini düzenler. Yargıtay'ın yerleşik tutumuna göre kayıt anında suç tamamlanmış sayılır; kaydın sonradan başkasıyla paylaşılması gerekmez. Kaydın sonradan silinmesi de suçun oluştuğu gerçeğini değiştirmez. Bu hâlde ceza bir kat artırılarak iki yıldan altı yıla kadar uygulanan hapis cezasına dönüşür.

TCK m. 134/2 ise özel hayata ilişkin görüntü veya seslerin rıza dışında ifşa edilmesini, yani yayılmasını, açığa vurulmasını, aleniyet kazandırılmasını ya da içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişilere sunulmasını düzenler. Bu suçun oluşumu için yalnızca doğrudan kast yeterlidir; failin ifşanın hukuka aykırı olduğunu bilmesi zorunludur. Cezası iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Bu fıkranın uygulanabilmesi için korunan görüntü veya sesin özel hayata ilişkin nitelik taşıması şarttır; görünür kamusal bir alanda çekilen sıradan bir fotoğrafın ifşası bu bent kapsamında değil, başka normlar çerçevesinde değerlendirilir.

TCK m. 135: Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Kaydedilmesi

Önemli bir ayrım: TCK m. 134, özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri; TCK m. 135 ise kişisel verileri korur. Bu iki kavram örtüşse de tam olarak çakışmaz. Özel hayat görüntüsü — örneğin cinsel içerikli bir görüntü — aynı zamanda kişisel veri olmakla birlikte, bir kişinin adı, soyadı, telefon numarası, fotoğrafı ya da adresi gibi bilgiler özel hayata ilişkin olmaksızın kişisel veri sayılır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17 Haziran 2014 tarihli, 2012/1510 E. – 2014/331 K. sayılı kararında bu ayrım netleştirilmiştir: TCK m. 135 ve 136'da yalnızca sır niteliğindeki kişisel verilerin korunacağına dair bir kısıtlama bulunmadığı; aksine madde gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri sayılması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla kamuya açık sosyal medya profilinde yer alan fotoğraf dahi kişisel veri niteliği taşımaktadır.

Hukuka aykırı kişisel veri kaydının cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Kişilerin siyasi, felsefi ya da dini görüşleri, ırki kökenleri, ahlaki eğilimleri, cinsel yaşamları, sağlık durumları veya sendikal bağlantıları gibi özel nitelikli kişisel verilerin kaydedilmesinde ceza artırım hükümleri uygulanır.

TCK m. 136: Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme, Yayma veya Ele Geçirme

Bu madde, kayıt aşamasından sonraki kullanım aşamasını düzenlemektedir. Hukuka aykırı olarak kişisel verileri bir başkasına veren, yayan ya da ele geçiren kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. "Verme" ile "yayma" arasındaki fark da önemlidir: verme veriyi tek bir kişiye iletmek, yayma ise birden fazla kişiye ulaştırmak anlamına gelir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin pek çok kararında öne çıkan bir ilke, önceki verilerin meşru biçimde elde edilmiş olup olmadığından bağımsız biçimde yayılması hâlinde TCK m. 136'nın uygulanacağıdır. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/1650 E. – 2020/2703 K. sayılı kararında, katılanların daha önce kendi rızasıyla kamuya açık platformda paylaştığı fotoğrafların sahte bir Facebook hesabı üzerinden yeniden yayımlanmasının TCK m. 134 değil m. 136/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, suç vasfında yanılgıya düşülerek kurulan mahkûmiyet kararı bozma nedeni sayılmıştır.

Hangi Maddede Yargılanır?

Bu üç madde arasındaki sınır, Yargıtay'ın en çok netleştirmeye çalıştığı hukuki sorulardan biridir. Temel ayrım şudur: görüntü veya ses kaydı özel hayata ilişkinse TCK m. 134 uygulanır; görüntü kişisel veri niteliği taşıyor ama özel hayat alanında değilse m. 135 veya m. 136 gündeme gelir. Bir öğretmenin okul bahçesinde görev ifa ederken görüntülenmesi bu iki normatif sınırın nasıl çalıştığını somutlaştırmaktadır: Yargıtay, kamusal alanda mesleki görev kapsamındaki bu görüntüyü TCK m. 134 kapsamında değil, koşullara göre m. 135 ya da m. 136 çerçevesinde incelenmesi gerekebileceğini ortaya koymuştur.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/4722 E. – 2024/8048 K. sayılı kararı bu ayrımın nasıl uygulandığını somut biçimde göstermektedir: nöbet esnasında uyuduğu sırada fotoğrafı çekilen kişinin görüntüsünü çekmek TCK m. 134/1'in ikinci cümlesi kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu; bu fotoğrafın çalışanın şefine gönderilmesi ise TCK m. 134/2 kapsamında görüntülerin ifşası suretiyle ihlal suçunu oluşturmaktadır.

Nitelikli Hâller ve Cezayı Artıran Unsurlar

TCK m. 137, m. 134, 135 ve 136'da tanımlanan suçların nitelikli hâllerini düzenlemektedir. Suçun kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır. Belirli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanarak işlenmesi de aynı artırım sebebini oluşturmaktadır.

Bu artırım hükmünün pratik önemi büyüktür: örneğin kolluk ya da savcılık personelinin soruşturma kapsamında elde edilen görüntü veya ses kayıtlarını ifşa etmesi, kamu görevinin sağladığı yetkinin kötüye kullanılması sayıldığından suç nitelikli hâlde oluşur.

Suçun Şikâyete Tabiiyet Durumu

TCK m. 134'teki suçlar şikâyete tabi suçlardır. Bu, suçun takibinin ancak mağdurun şikâyetiyle başlayabileceği anlamına gelir. Şikâyet için öngörülen süre, öğrenmeden itibaren altı aydır. Uzlaştırma hükümlerine tabidir; dolayısıyla tarafların uzlaşması hâlinde dava düşer. Buna karşın TCK m. 135 ve m. 136'da düzenlenen kişisel veri suçları şikâyete tabi olmayan suçlardır; savcılık re'sen soruşturma başlatır.

Kamusal Alan: Muğlak Sınır

Bir kişinin kamusal alanda bulunması, orada gerçekleştirdiği her eylemin kayıt ve yayıma açık olduğu anlamına gelmez. Yargıtay, kalabalık içinde "görünmezlik beklentisi" ilkesini benimsemiştir: kişi, başkalarının kendisine dikkat etmediği ya da etmeyeceği varsayımıyla kamusal alanda bulunabilir ve bu beklentinin korunması gerekmektedir.

Bu ilkenin pratikte öne çıkan iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi, kayıt amacıyla belirli bir kişiyi hedef alarak yakın plan çekim yapılması ile genel bir mekânın görüntülenmesi arasındaki fark belirleyicidir. İkincisi, kamusal alandaki bir kişinin görüntüsünü yalnızca kaydetmek ile o kişiyi tanımlanabilir hâle getirecek şekilde yayımlamak farklı hukuki sonuçlar doğurur.

Trafik denetimleri bu gerilimi somutlaştıran en sık karşılaşılan örnektir. Kolluk kuvvetlerinin kamu görevini ifa ettiği denetim sürecini kaydetmek, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından meşru kabul edilebilir. Bununla birlikte, söz konusu denetimde tespit edilen bireylerin yüzünün net görünür biçimde, kimliğin tespitine olanak tanıyan unsurlarla ya da aşağılayıcı yorumlarla birlikte yayımlanması, hem TCK m. 134 hem de KVKK çerçevesinde sorumluluk yaratabilir.

Kamu Figürleri: Sınırlı Ama Var Olan Bir Mahremiyet Beklentisi

Kamuya mal olmuş kişilerin — siyasetçiler, sanatçılar, sporcular, iş insanları — özel hayat alanları kamuya açık statülerinin bir gereği olarak daha dar yorumlanmaktadır. Ancak bu daralma sınırsız değildir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Prenses Caroline Von Hannover'in Almanya aleyhine açtığı davada (Von Hannover/Almanya, B.No: 59320/00, 24.06.2004) belirleyici bir ölçüt ortaya koymuştur. AİHM, bir yanda resmi görev ifa eden siyasilere ilişkin ve demokratik tartışmalara katkısı olan haberler ile diğer yanda herhangi bir resmi işlev icra etmeyen bireylerin özel yaşamına dair detayları aktaran içerikler arasında net bir ayrım yapmıştır. Buna göre kamuoyunu gerçek anlamda ilgilendiren ve kamusal tartışmaya katkı sağlayan bilgiler habercilik güvencesiyle korunurken, bireyin alelade günlük yaşamını aktaran içerikler bu güvenceden yararlanamaz.

Yargıtay da bu yaklaşımı ulusal içtihadına taşımıştır. Kamu figürünün özel yaşam alanlarına yönelik çekimlerin meşruiyet kazanabilmesi için toplumun meşru bilgi ihtiyacı ve gerçek haber değeri kriterinin somut biçimde sağlanması gerektiği; aksi durumda rızasız çekim ve yayımlamanın TCK m. 134 ve TMK m. 24 kapsamına gireceği yerleşik biçimde vurgulanmaktadır.

KVKK Boyutu: Ceza Sorumluluğunun Yanındaki İdari Yaptırım

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, TCK'nın suç tiplerini tamamlayan idari bir katman oluşturmaktadır. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi KVKK m. 3/1-d kapsamında kişisel veri sayıldığından, görüntü, ses kaydı, IP adresi ve hatta araç plakası bu kapsama girmektedir.

KVKK m. 5'te kişisel verilerin işlenebilmesi için ya açık rıza ya da kanunda öngörülen hukuka uygunluk nedenlerinden birinin varlığı şartı aranmaktadır. Bu koşulları sağlamadan yapılan kayıt ve yayımlama KVKK m. 17 uyarınca idari para cezasını tetikleyebilir; Kişisel Verileri Koruma Kurulu da resen ya da şikâyet üzerine inceleme başlatabilir. Böylece eylem hem cezai yaptırım hem idari yaptırım alanına girebilmektedir.

Pratik sonuç: yüz, plaka ve ses gibi kimlik bilgilerinin anonimleştirilmesi — teknik bulanıklaştırma, pikselleştirme, ses maskesi — hem TCK hem KVKK çerçevesinde riski önemli ölçüde azaltır. Yargısal değerlendirmelerde bu teknik önlemlerin alınmış olması, dürüst amaç ve iyi niyet göstergesi olarak yorumlanmaktadır.

Hukuka Uygunluk Nedenleri: Ne Zaman Sorumluluk Doğmaz?

Kayıt ve yayımlama eyleminin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran başlıca nedenler şunlardır.

Rıza, en güçlü hukuka uygunluk nedenidir. TCK m. 26 ve KVKK m. 5 çerçevesinde ilgili kişinin açık, özgür ve bilgilendirilmiş rızası bulunuyorsa suç unsuru oluşmaz. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu haktan feragatin ancak kişinin açık ve net bir irade beyanıyla mümkün olabileceğini; sosyal medyada paylaştığı içeriğe verilen rızanın, bu içeriğin tamamen farklı bir amaçla yeniden kullanılmasına rıza olarak yorumlanamayacağını kararlarda vurgulamaktadır.

Kanun hükmünü yerine getirme ve yetkili merci emrini ifa, TCK m. 24 kapsamında hukuka uygunluk nedeni oluşturabilir. CMK m. 140 uyarınca bazı suçların soruşturulmasında kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerin kayda alınması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Kamu yararı ve habercilik serbestisi ise Anayasa m. 26 ve m. 28'de güvence altına alınan basın özgürlüğü çerçevesinde savunma argümanı olarak ileri sürülebilir. Ancak bu savunmanın kabul görebilmesi için yayının toplumsal önemi, olayın güncelliği, kişisel müdahalenin zorunluluğu, yayımlama biçiminin orantılılığı ve kişinin itibarına etkisi birlikte değerlendirilir. Salt magazin ya da teşhir amacıyla yapılan paylaşımlar bu güvenceden yararlanamaz.

Ceza Hukuku Dışında: Tazminat ve Kişilik Hakkı Davası

TCK kapsamındaki ceza sorumluluğunun yanı sıra, görüntü kaydı ve yayımlamanın özel hukuk boyutu da ihmal edilmemelidir.

TMK m. 24, kişilik haklarını ihlal eden eylemlere karşı ihlâlin önlenmesi, sona erdirilmesi ve tespitini kapsayan üç başlıklı dava açma hakkı tanımaktadır. TBK m. 58 ise kişilik hakkının ihlali nedeniyle hem maddi hem manevi tazminat talep edilebilmesine zemin hazırlamaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin özel hayat ve kişilik hakları alanındaki içtihadına göre, görüntünün yayılması sonucu kişinin toplum önündeki saygınlığının ya da kişisel huzurunun bozulması manevi tazminat için yeterli zarar unsurudur.

Bu tazminat davası kamuya açık bir açıklamanın düzeltilmesi, ilgili içeriğin kaldırılması talebi ve internet içeriklerinin yayımına itiraz gibi önlemlerle de birleştirilebilir.

Gazeteci, İçerik Üreticisi ve Vatandaş İçin

Gazeteciler ve içerik üreticileri açısından yayın öncesinde yapılması gereken değerlendirme şunları kapsamalıdır: çekimin haber değeri ya da kamu yararı somut biçimde belgelenebiliyor mu? Kişisel veri içeren görüntülerde kimlik bilgileri anonimleştirildi mi? Yayımlama biçimi ve üslup, eleştiri sınırları içinde mi kalıyor yoksa teşhir, aşağılama ya da ticari sömürü boyutuna mı taşıyor?

Sıradan vatandaşlar açısından ise temel kural şudur: bir olayı kaydetmek tek başına suç oluşturmaz, ancak kaydı sosyal medyada yayımlamak farklı bir hukuki değerlendirmeye tabidir. Yetkili mercilere iletim yolu, halka açık paylaşıma kıyasla hem TCK hem KVKK kapsamındaki hukuki riski önemli ölçüde düşürür.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

1 Mayıs 2026

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Kamusal alanda birini kaydetmek suç mudur?

Tek başına hayır; ancak kaydın amacı, hedef alınan kişinin tespitine olanak tanıyıp tanımadığı ve sonrasında nasıl kullanıldığı belirleyicidir. Yargıtay'ın benimsediği "kalabalık içinde görünmezlik beklentisi" ilkesi gereğince, kamusal alanda bulunmak özel hayat hakkından feragat anlamına gelmez.

2. TCK m. 134, m. 135 ve m. 136 arasındaki fark nedir?

TCK m. 134 özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri; m. 135 kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesini; m. 136 ise kişisel verilerin yayılmasını, verilmesini ve ele geçirilmesini düzenler. Üç suç tipi birbirini dışlamaz; aynı eylemde birden fazlası oluşabilir.

3. Birinin daha önce kamuya açık paylaştığı fotoğrafını yeniden yayımlamak suç olabilir mi?

Evet. Yargıtay, daha önce kamuya açık platformda rızayla paylaşılmış fotoğrafın bile sahte bir hesap üzerinden ya da rızaya aykırı bir amaçla yeniden yayımlanmasının TCK m. 136/1 kapsamında suç oluşturduğunu açıkça hükme bağlamıştır. Verinin orijinal kaynağının hukuka uygun olması, sonraki kullanımı meşrulaştırmaz.

4. Ünlü birinin gece kulübü çıkışını çekip yayımlamak neden sorun yaratabilir?

Kamu figürlerinin özel hayat alanı dar yorumlansa da tamamen ortadan kalkmaz. AİHM'in Von Hannover/Almanya kararında ortaya konulan ölçüte göre, resmi görev dışındaki bir bireyin alelade günlük yaşamına ilişkin detayların habercilik güvencesinden yararlanması için gerçek bir kamu yararı bulunması gerekir. Sırf ünlü olunması bu güvenceyi otomatik sağlamaz.

5. Rıza almadan nöbet esnasında uyuyan birinin fotoğrafını çeksem, sonra şefine göndersem ayrı mı suç oluşur?

Evet. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/4722 E. – 2024/8048 K. sayılı kararında bu tablo somutlaştırılmıştır: çekme eylemi TCK m. 134/1'in ikinci cümlesi, şefe gönderme ise TCK m. 134/2 kapsamında ayrı birer suç olarak değerlendirilmiştir.

6. Sosyal medyada eleştiri amaçlı başkasının fotoğrafını kullanmak her zaman yasak mıdır?

Hayır. Eleştiri gerçeklere dayanıyorsa, üslup aşağılama ya da hakaret boyutuna taşmıyorsa ve kamusal bir tartışma konusu oluşturuyorsa ifade özgürlüğü kapsamında korunabilir. Bağlamından koparma, alay konusu yapma ya da ticari amaçla kullanma ise orantılılık ilkesini bozarak suç alanına girer.

7. Yüz bulanıklaştırmak hukuki riski tamamen ortadan kaldırır mı?

Önemli ölçüde azaltır; ancak tek başına yeterli değildir. Yüz, plaka, ses ve kimliğe işaret eden diğer unsurların tümünün anonimleştirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yayımın amacı, bağlamı ve üslubu da değerlendirmeye dahildir.

8. TCK m. 134'teki suçlar şikâyete tabi mi?

Evet. TCK m. 134 kapsamındaki suçlar şikâyete tabi olup altı aylık şikâyet süresi ve uzlaştırma hükümleri uygulanır. Buna karşın TCK m. 135 ve m. 136 kapsamındaki kişisel veri suçları şikâyete tabi değildir; savcılık re'sen soruşturma başlatır.

9. KVKK ile TCK aynı anda uygulanabilir mi?

Evet. Hukuka aykırı görüntü kaydı veya yayımı hem TCK kapsamında cezai hem de KVKK kapsamında idari yaptırım doğurabilir. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun idari para cezası ile ceza mahkemesinin hüküm kurması birbirini engellemez.

10. Yetkili mercilere bildirimi mi, sosyal medya paylaşımını mı tercih etmeliyim?

Yeterli hukuki bilgi ve hazırlık olmaksızın sosyal medya paylaşımı hem TCK hem KVKK kapsamında hukuki risk taşımaktadır. Görüntüyü yetkili mercilere — emniyet, savcılık, ilgili denetim kurumları — iletmek, aynı amacı gerçekleştirirken hukuki sorumluluğu önemli ölçüde azaltır. İçerik yayımlanacaksa kimlik bilgilerinin eksiksiz anonimleştirilmesi ve bağlamın doğru aktarılması zorunludur.

Yazar Hakkında

Avukat Yusuf KILIÇKAN, ceza hukuku, dijital hukuk ve tüketici hukuku alanlarında faaliyet gösteren uzman bir avukattır. Özel hayatın gizliliğini ihlal davaları, kişisel veri uyuşmazlıkları, kişilik hakları ihlalleri ve dijital içerik sorumluluğu konularında müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Hukuki yazılarına yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Yasal Uyarı

Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Görüntü kaydı ve yayımlamanın hukuki sonuçları; eylemin türüne, amacına, tarafların statüsüne ve somut olayın koşullarına göre farklı değerlendirmeler gerektirebilir. TCK'nın ilgili hükümleri ile KVKK mevzuatı değişime açık olduğundan başvuru anında güncel mevzuatın takip edilmesi önerilir. Somut hukuki durumunuz için mutlaka alanında uzman bir ceza hukuku ya da kişisel veri hukuku avukatından destek almanız tavsiye edilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle, müvekkillerimizin haklarını ulusal ve uluslararası arenada en profesyonel şekilde savunuyoruz.

Bu internet sitesi, Avukat Yusuf Kılıçkan tarafından Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği'ne uygun olarak hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. Tüm Hakları Saklıdır.