Blog'a Dön
06/05/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
TİCARET HUKUKU

Uluslararası Mal Satış Sözleşmelerine İlişkin Birleşmiş Milletler Konvansiyonu

Paylaş
Uluslararası Mal Satış Sözleşmelerine İlişkin Birleşmiş Milletler Konvansiyonu

TL;DR: Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu (CISG), Türkiye'de 1 Ocak 1997'den bu yana yürürlüktedir ve 97 taraf devlet arasında gerçekleşen ticari mal satışlarında Türk hukuku seçiminin yapılmış olması hâlinde bile otomatik olarak devreye girmektedir. Pek çok ihracatçı firma "Türk Hukuku geçerlidir" diyerek CISG'yi dışladığını sanmaktadır; oysa bu ibare CISG'yi dışlamaz, çünkü CISG Türk hukukunun bir parçasıdır. CISG'yi devre dışı bırakmak için sözleşmeye açıkça "CISG uygulanmayacaktır" ibaresini yazmak gerekmektedir. CISG'nin pratikte en kritik tuzakları; md. 38-39 kapsamındaki ayıp bildiriminin "makul süre" içinde yapılmaması üzerine hakkın düşmesi, md. 25 kapsamındaki temel ihlal eşiğinin aşılıp aşılmadığının yanlış değerlendirilmesi ve md. 79'un pandemi veya tedarik krizi gibi olağanüstü durumlarda aşırı geniş yorumlanmasıdır.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN

Tarih: 6 Mayıs 2026

CISG Neden Bu Kadar Önemli, Neden Bu Kadar Az Bilinir?

Türkiye, CISG'yi 4170 sayılı Kanun ile onaylamış ve 1 Ocak 1997'den itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten bu yana Türk ihracatçı ile CISG'ye taraf bir devlette yerleşik yabancı alıcı arasındaki ticari mal satış sözleşmeleri — taraflarca dışlanmadığı sürece — CISG hükümlerine tabidir. Söz konusu tablonun pratikte yarattığı şaşırtıcı sonuç şudur: Türk ihracatçıların önemli bir bölümü, günlük ihracat işlemlerinde TBK değil CISG hükümleriyle bağlı olduklarının farkında değildir.

CISG'nin az bilinmesinin temel nedenlerinden biri, hukuk fakültelerinde ticaret hukuku ve borçlar hukuku müfredatlarının ağırlıklı olarak TBK üzerine inşa edilmesidir. Bir diğer neden, geleneksel sözleşme şablonlarına "Türk Hukuku geçerlidir" yazılmasının CISG'yi devre dışı bıraktığı yanlış kabulüdür. Üçüncü ve belki en önemli neden ise CISG md. 7'nin öngördüğü "otonom yorum" ilkesidir; bu ilke, CISG'nin TBK kavramlarıyla değil kendi iç mantığıyla yorumlanmasını zorunlu kıldığından alışılmış TBK referans çerçevesinin işe yaramamasına yol açmaktadır.

CISG'nin Uygulama Alanı: Ne Kapsar, Ne Kapsamaz?

CISG md. 1, uygulanma alanını taraf devletlerde ticari işyeri bulunan kişiler arasındaki mal satış sözleşmeleri olarak belirlemiştir. Devletlerin taraflık statüsünün belirleyici olduğunu vurgulamak gerekir: Türk bir şirket ile CISG'ye taraf olmayan bir devlette yerleşik alıcı arasındaki sözleşme — dürüst milletlerarası özel hukuk kuralları CISG'yi uygulanabilir kılmadığı sürece — CISG kapsamına girmeyebilir.

Uygulama alanı dışında kalan sözleşmeler ise şu şekilde sıralanmaktadır: tüketici satışları, yani kişisel veya ev kullanımı amacıyla alınan mallar; gem ve uçak alımları; elektrik satışı; borsalarda gerçekleştirilen satışlar; kıymetli evrak ve para üzerine yapılan işlemler; fikri mülkiyet devirleri; ve ağırlıklı olarak hizmet içeren karma sözleşmeler. Son kategori pratik açıdan en sorunlu olanıdır: mal ile hizmetin bir arada sunulduğu sözleşmelerde CISG md. 3/2 uyarınca ağırlıklı unsurun mal mı yoksa hizmet mi olduğunun belirlenmesi gerekmektedir; bu tespit hem parasal hem niteliksel ölçütlere dayanmakta ve uyuşmazlıklarda çoğu zaman tartışma konusu olmaktadır.

Türkiye'nin MD. 96 Rezervi: Kapatıldı ve Kaldırıldı

Türkiye, CISG'ye katılırken md. 96 uyarınca bir rezerv koymuş; yazılı kira sözleşmeleri bakımından şekil serbestisini sınırlamıştır. Bu rezerv, Türkiye'deki taraflarla yapılan sözleşmelerde yazılı şekil zorunluluğunu ayakta tutmaktaydı.

Türkiye 2002 yılında bu rezervi geri çekmiştir. Rezervin geri çekilmesiyle birlikte CISG md. 11 tam anlamıyla yürürlüğe girmiştir: sözleşme yazılı, sözlü ya da elektronik ortamda kurulabilir; ispat da her türlü delille yapılabilir. Bu değişiklik özellikle sözlü iletişimle kurulan ya da platform siparişiyle oluşan satış sözleşmelerinin CISG kapsamında geçerliliği sorununu çözmüştür.

"Türk Hukuku Geçerlidir" İbaresi Neden CISG'yi Dışlamaz?

İhracat sözleşme şablonlarında sıkça karşılaşılan ve en tehlikeli yanlış anlamanın kaynağı olan bu meseleyi açıkça ele almak gerekmektedir. CISG md. 6, taraflara konvansiyonun tamamını ya da belirli hükümlerini dışlama serbestisi tanımıştır. Türk hukukunun seçilmesi bu dışlamayı otomatik olarak sağlamaz; çünkü CISG, Türk hukukunun bir parçasıdır. Türk hukuku seçildiğinde CISG de seçilmiş olmaktadır.

CISG'yi devre dışı bırakmak için sözleşmeye açıkça şu ya da buna eşdeğer bir ibare eklenmesi gerekmektedir: "CISG uygulanmayacaktır" ya da "Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu bu sözleşmeye uygulanmaz." Yalnızca "Türk Borçlar Kanunu geçerlidir" gibi iç hukuk kanunlarına atıf da CISG'yi dışlamaz; tam anlamıyla opt-out için CISG'nin kendisine atıfla yapılan açık bir dışlama kaydı zorunludur.

Dolayısıyla CISG'nin uygulanıp uygulanmaması bilinçli bir sözleşmesel tercih olmalıdır. Taraflar CISG'yi tercih ediyorsa hiçbir şey yazmaya gerek yoktur; zaten uygulanacaktır. CISG'yi istemiyorlarsa açık opt-out kaydı eklenmelidir. İkincisini seçiyorlarsa TBK'nın ne kadarının ve nasıl uygulanacağını da netleştirmeleri hukuki belirsizliği önlemenin en sağlıklı yoludur.

Otonom Yorum İlkesi: CISG'yi TBK Gözlüğüyle Okumak Hata

CISG md. 7 otonom yorum ilkesini hükme bağlamıştır: CISG'nin yorumunda uluslararası niteliğine, uygulanmasında tekdüzeliğin temin edilmesi gereğine ve milletlerarası ticarette dürüstlük ve güven ilkesine riayet edilmesi zorunludur. Bu hükmün pratik anlamı şudur: bir CISG maddesini yorumlamak için TBK'nın paralel hükmüne, Türk doktrinine ya da Yargıtay içtihadına bakılmamalıdır; CISG'nin kendi metni, CISG Danışma Konseyi görüşleri ve uluslararası mahkeme ve hakem kararları esas alınmalıdır.

Otonom yorum ilkesinin en çok sorun yarattığı alan, boşluk doldurma meselesidir. CISG birçok konuyu düzenlememiştir: mülkiyetin devri, temsil ve vekillik, geçersizlik halleri, zamanaşımı ve faiz oranı bunların başında gelmektedir. Bu boşluklarda uygulanacak hukuk CISG'nin kendisi değildir; MÖHUK kuralları çerçevesinde belirlenen iç hukuktur. Türk hukukunun seçildiği sözleşmelerde TBK bu boşlukları doldurmakla birlikte CISG'nin düzenlediği alanlara müdahil olmamaktadır.

Sözleşmenin Kurulması: Öneri, Kabul ve Battle of Forms

CISG md. 14, geçerli bir önerinin yeterli belirginlik taşıması gerektiğini öngörmektedir: mallar belirlenmiş, miktar belirlenmişse veya belirlenebilir nitelikteyse ve fiyat kararlaştırılmışsa ya da belirlenmesine olanak tanıyan bir mekanizma mevcutsa öneri yeterli belirginliği sağlamıştır.

CISG md. 18 kabul beyanını düzenlemektedir: kabul, önerene ulaştığı anda hüküm doğurur. Sessizlik ya da eylemsizlik kural olarak kabul sayılmaz; bununla birlikte taraflar arasındaki örf ve adet ile ticari teamül sessizliğe kabul anlamı yükleyebilir.

Battle of forms sorunu; alıcının kendi genel işlem koşullarını içeren bir sipariş formu, satıcının ise farklı genel işlem koşulları içeren bir onay faksı gönderdiği klasik senaryoda ortaya çıkmaktadır. CISG md. 19 önemli değişiklikler içeren bir kabulü karşı teklif olarak nitelendirmektedir; fiyat, ödeme, kalite, miktar, teslim yeri, sorumluluk ve uyuşmazlık çözümüne ilişkin farklılıklar önemli değişiklik sayılmaktadır.

Uygulamada iki farklı yaklaşım mevcuttur. "Last shot" yaklaşımında taraflardan en son gönderilen genel işlem koşulları geçerli sayılmaktadır; alıcının malı teslim alması bu koşulları zımni kabulü oluşturur. "Knock-out" yaklaşımında ise çelişen koşullar birbirini götürmekte ve ilgili meselede CISG'nin varsayılan hükümleri uygulanmaktadır. CISG Danışma Konseyi Görüş No. 13, knock-out yaklaşımını desteklemektedir; bununla birlikte mahkemeler ve tahkim heyetleri arasında tutarlı bir uygulama henüz yerleşmemiştir. Bu belirsizlik, çelişen genel şartlar içeren sözleşmelerde neyin geçerli olduğunu baştan netleştirmenin pratik önemini artırmaktadır.

Malların Uygunluğu ve Ayıp: MD. 35'in Üç Testi

CISG md. 35, satıcının malların sözleşmeye uygunluğunu sağlama yükümlülüğünü düzenlemektedir. Uygunluk üç test üzerinden değerlendirilmektedir.

Birincisi sözleşme tanımı testidir: mallar, sözleşmede kararlaştırılan miktarda, ambalajda ve nitelikte teslim edilmek zorundadır. İkincisi olağan kullanım testidir: mallar, aynı tanımlamaya sahip malların olağan kullanım amacına elverişli olmak zorundadır. Üçüncüsü özel amaç testidir: alıcının özel bir amacı satıcıya bildirmişse ve satıcı bu bildirimi makul bulmuşsa mallar söz konusu özel amaca da uygun olmak zorundadır.

Satıcının üçüncü testten kurtulabilmesi için ya özel amacın kendisine bildirilmemiş olması ya da alıcının satıcının uzmanlık ve takdirine makul olarak güvenmemiş olması gerekmektedir. Bu ayrım uygulamada özellikle teknik ürünlerin satışında tartışma yaratmaktadır: alıcı teknik özellikleri tam olarak aktarmışsa satıcı "bildirilmedi" savunmasını güçlükle ileri sürebilecektir.

Ayıp Bildirimi: MD. 38-39'un Hak Düşürücü Niteliği

CISG md. 38 ve 39 Türk ihracatçı ve ithalatçıların en çok hak kaybettiği hükümlerdir. Bu hükümlerin üç aşamalı mekanizmasını net biçimde anlamak zorunludur.

Birinci aşamada alıcı, malları teslim aldıktan sonra koşulların izin verdiği en kısa süre içinde muayene etmek ya da ettirmek zorundadır. İkinci aşamada alıcı, malların sözleşmeye uygunsuzluğunu tespit ettiğinde ya da tespit etmesi gerektiğinde makul süre içinde satıcıya uygunsuzluğun niteliğini belirten bir bildirimde bulunmak zorundadır. Üçüncü aşamada ise teslim tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde bildirim yapılması zorunludur; bu iki yıl kesin bir üst sınır olup taraflar aksini kararlaştırmadıkça aşılamaz.

Bildirim yükümlülüğüne uyulmamasının sonucu son derece ağırdır: alıcı, malların uygunsuzluğuna dayanma hakkını kaybeder. Bu sonucun tek istisnası, CISG md. 40 kapsamında satıcının uygunsuzluğu bilmesi ya da bilmesi gerekmesi ve bunu alıcıya açıklamamış olmasıdır; bu hâlde satıcı alıcının bildirim gecikmesine dayanamaz.

Uygulamada en çok sorun yaratan husus, "makul süre"nin ne olduğunun somut olayda belirlenmesidir. CISG bu süreyi sayısal olarak tanımlamaz; malın türü, uygunsuzluğun niteliği ve ticaret kolunun standart uygulamaları belirleyici olmaktadır. Alman mahkemelerinin içtihadında peşin satışlarda genellikle birkaç günden birkaç haftaya uzanan süreler "makul" kabul edilirken bazı mahkemeler bu konuda çok daha katı tutumlar sergilemektedir. Türk Yargıtay'ının md. 38-39 bildirim sürelerini sıkı denetlediğine ilişkin tutum, birden fazla güvenilir kaynakta teyit edilmektedir.

Temel İhlal: Fesih Hakkının Kapısını Açan Yüksek Eşik

CISG md. 25 temel ihlali tanımlamaktadır: bir tarafın sözleşmeyi ihlali, diğer tarafı sözleşme uyarınca beklemekte haklı olduğu şeyden önemli ölçüde yoksun bırakacak bir olumsuzluğa sebebiyet veriyorsa esaslıdır; meğerki böyle bir sonucu sözleşmeyi ihlal eden taraf öngörmemiş olsun ve aynı konumdaki makul bir kişi de öngöremeyecek olsun.

CISG md. 49 (alıcının fesih hakkı) ve md. 64 (satıcının fesih hakkı), fesih için temel ihlal koşulunu zorunlu tutmaktadır. Bu tasarım bilinçlidir: CISG feshi son çare olarak konumlandırır ve taraflara öncelikle sözleşmeyi kurtarma yollarını kullandırır.

Temel ihlal değerlendirmesinde mahkemeler iki soruya yanıt arar. Birincisi: ihlal, mağdur tarafın sözleşmeden beklediği menfaati önemli ölçüde ortadan kaldırıyor mu? İkincisi: bu sonuç, ihlali gerçekleştiren tarafça öngörülebilir miydi? Öngörülebilirlik testi hem sübjektif (o taraf öngördü mü?) hem nesnel (aynı koşullardaki makul bir kişi öngörür müydü?) iki katmandan oluşmaktadır.

Uygulamada temel ihlal eşiğinin aşılıp aşılmadığı çoğu zaman tartışmalıdır. Gecikmiş teslimat genel olarak başlı başına temel ihlal oluşturmaz; ancak teslimat tarihinin sözleşmenin özü olduğunun açık olduğu ve geç teslimatın alıcının işini doğrudan sekteye uğrattığı durumlarda eşiğin aşılabileceği kabul edilmektedir. Feshin doğru biçimde uygulanmaması ciddi hukuki sonuçlar doğurmaktadır; bu nedenle temel ihlal değerlendirmesi yapılırken hukuki danışmanlık alınması büyük önem taşımaktadır.

CISG MD. 79: Mücbir Sebebin Dar Kapısı

CISG md. 79, taraflardan birini yükümlülüğünü ifa etmemesinin sorumluluğundan kurtarabilecek halleri son derece dar biçimde tanımlamaktadır: kontrolü dışında olan, sözleşmenin yapılması sırasında göz önünde bulundurmasının beklenmediği ve kaçınılması ya da aşılması mümkün olmayan bir engel varlığında sorumluluktan kurtulma mümkündür.

Bu üç koşulun kümülatif olarak sağlanması zorunludur: kontrol dışılık, öngörülemezlik ve kaçınılmazlık. Bunların yanı sıra sorumluluktan kurtulabilmek için tarafın diğer tarafa engeli ve etkilerini zamanında bildirmesi de gerekmektedir; bildirim yapılmaması tazminat sorumluluğunu doğurabilir.

COVID-19 salgını sırasında yargı kararları md. 79'un uygulanabilirliği konusunda farklı yaklaşımlar sergilemiştir. Pek çok mahkeme ve hakem heyeti, pandemi döneminde fiyat artışının ya da kâr marjı erimesinin tek başına md. 79 kapsamında sorumluluktan kurtarıcı engel oluşturmadığını ortaya koymuştur. Genel ilke şudur: maliyetin artması ya da ticari riskin gerçekleşmesi, söz konusu riskin sözleşme kurulurken öngörülebilir olduğu durumlarda md. 79 korumasından yararlandırmaz.

CISG'nin bir diğer kritik özelliği: TBK m. 138'deki ifanın aşırı zorlaşması (hardship) gibi açık bir uyarlama hükmü CISG'de yer almamaktadır. Fiyat volatilitesi, döviz şoku ya da tedarik daralması gibi hardship durumlarında sözleşme uyarlaması hakkı doğurmaz; taraflar açık bir "hardship clause" ya da fiyat revizyon formülü eklemedikçe bu riskleri üstlenmiş sayılır.

Zarar Hesaplama: MD. 74-77'nin Pratik Çerçevesi

CISG'de tazminat, sözleşmenin kurulduğu anda öngörülebilir olan zarar ile sınırlıdır. Öngörülemez zararlar CISG md. 74 kapsamında talep edilemez.

CISG md. 77, zararı azaltma yükümlülüğünü hükme bağlamaktadır: sözleşmenin ihlalini ileri süren taraf, zararı — yoksun kalınan kâr dahil — azaltmak için koşullar çerçevesinde makul önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğe uyulmaması tazminat miktarını doğrudan etkiler: mahkeme, makul önlemlerin alınmış olması hâlinde azaltılabilecek zarar miktarı kadar tazminatı indirebilir.

Zarar hesaplamasında iki temel yöntem öngörülmüştür. CISG md. 75 kapsamındaki ikame işlem yöntemi, feshin ardından makul süre içinde ikame mal alınması ya da satılması hâlinde sözleşme fiyatı ile ikame işlem fiyatı arasındaki farkın talep edilmesine imkân tanır. CISG md. 76 kapsamındaki cari fiyat farkı yöntemi ise ikame işlem yapılmaksızın sözleşme fiyatı ile sözleşmenin sona erdiği andaki cari piyasa fiyatı arasındaki farkın talep edilmesini mümkün kılmaktadır.

Faiz Meselesi: CISG'nin Boşluğu

CISG md. 78, gecikmiş ödemelerde faiz hakkını tanımakla birlikte oran konusunda herhangi bir belirleme yapmamaktadır. Bu boşluk, hem Türk mahkemelerinde hem uluslararası tahkim süreçlerinde tutarsız uygulamalara yol açmaktadır.

Uygulamada referans noktaları olarak şu yaklaşımlar öne çıkmaktadır: borçlunun yerleşik bulunduğu ülkenin merkez bankası referans faiz oranı, sözleşmenin performans para birimi için geçerli olan EURIBOR ya da SOFR oranı veya sözleşmede kararlaştırılmış faiz oranı. Uluslararası tahkimde LIBOR'un 2023'te SOFR ile ikame edilmesi sonrasında oran belirsizliği yeniden gündem oluşturmaktadır. Bu meseleyi baştan çözmek için sözleşmeye belirli bir faiz oranı ya da referans endeksi hükmünün açıkça eklenmesi önerilmektedir.

Sözleşme Tasarımında Pratik Öneriler

CISG kapsamında hak kaybını önlemenin en etkili yolu sözleşme tasarımında yapılacak bilinçli tercihlerdir.

Opt-out kararı baştan verilmelidir: CISG'nin uygulanıp uygulanmayacağı sözleşme imzalanmadan önce bilinçli biçimde değerlendirilmeli ve tercih sözleşme metnine açıkça yansıtılmalıdır.

Ayıp bildirim prosedürü sözleşmeye işlenmelidir: md. 38-39'un "makul süre" belirsizliğini gidermek için sözleşmeye somut bildirim süreleri yazılmalı, bildirimin nasıl yapılacağı —yazılı, hangi kanalla, kime— belirlenmelidir.

Hardship ve fiyat revizyon mekanizmaları eklenmelidir: CISG'nin uyarlama hükmü olmadığından uzun vadeli sözleşmelerde döviz kuru değişkenliği, hammadde fiyat artışı ve tedarik krizleri için açık fiyat revizyon formülü ya da yeniden müzakere klozunun sözleşmeye eklenmesi kritik önem taşımaktadır.

Faiz oranı netleştirilmelidir: md. 78'in boşluğunu kapatmak için gecikme faizi oranı ve referans endeksi sözleşmede açıkça belirlenmeli; özellikle döviz cinsinden sözleşmelerde hangi referans oranın kullanılacağı kararlaştırılmalıdır.

Battle of forms riskine karşı önlem alınmalıdır: tarafın kendi genel işlem koşullarının anlaşmazlık konusu olan her meselede belirleyici olmasını istiyorsa kabul beyanında açıkça belirtmesi ya da "kendi şartlarım geçerlidir" hükmünü ön plana çıkarması gerekmektedir; pasif kalmak knock-out sonucunu doğurabilmektedir.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

6 Mayıs 2026

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Sözleşmemizde "Türk Hukuku geçerlidir" yazdı; CISG uygulanır mı?

Evet, uygulanır. CISG Türk hukukunun bir parçası olduğundan Türk hukuku seçimi CISG'yi devre dışı bırakmaz. CISG'yi dışlamak için sözleşmeye açıkça "CISG uygulanmayacaktır" ya da "Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında BM Konvansiyonu bu sözleşmeye uygulanmaz" ibaresi eklenmesi zorunludur.

2. Hangi ülkelerle yaptığım satış sözleşmelerinde CISG otomatik devreye girer?

Türkiye dahil 97 taraf devlette yerleşik bir ticari işletmeyle yapılan mal satış sözleşmelerinde CISG tarafların başka bir hukuk seçmemiş ya da CISG'yi açıkça dışlamamış olması kaydıyla otomatik olarak uygulanır. ABD, Almanya, Çin, Fransa, İtalya, Japonya, Güney Kore ve diğer büyük ticaret ülkelerinin tamamı taraf devletler arasındadır.

3. Malları teslim aldım ama henüz muayene etmedim; ne kadar sürem var?

CISG md. 38 "koşulların izin verdiği en kısa süre" içinde muayene yükümlülüğü öngörmektedir; bu süre malın türüne ve teslimat koşullarına göre değişmektedir. Ayıbı tespit ettiğinizde ya da etmeniz gerektiğinde md. 39 kapsamında "makul süre" içinde satıcıya bildirmeniz zorunludur. Her iki süre de somut koşullara göre belirlenmektedir; ancak hiçbir durumda teslimden itibaren iki yılı aşamaz. Süre geçirilirse satıcı aleyhine ayıba dayalı her türlü talep hakkı düşer.

4. Temel ihlal olmadan sözleşmeyi feshedebilir miyim?

CISG kapsamında hayır. Sözleşmeyi feshedebilmek için md. 25 kapsamında temel ihlal eşiğinin aşılmış olması zorunludur. Temel ihlal olmaksızın fesih beyanı, feshi beyan eden tarafı bizzat sözleşme ihlalcisi konumuna düşürür. Fesih dışındaki diğer yollar —bedel indirimi, ikame mal talebi, tazminat— için temel ihlal şartı aranmamaktadır.

5. Pandemi ya da navlun krizi CISG kapsamında mücbir sebep sayılır mı?

Otomatik olarak hayır. CISG md. 79, sorumluluktan kurtulmak için kontrolün dışında olma, öngörülemezlik ve kaçınılmazlık koşullarının aynı anda sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Fiyat artışı ya da kar marjı erimesi tek başına bu eşiği karşılamaz. Her somut olayın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.

6. CISG'de sözleşme uyarlaması mümkün mü?

Hayır. CISG'de TBK md. 138'deki ifanın aşırı zorlaşması gibi açık bir uyarlama hükmü bulunmamaktadır. Döviz şoku, fiyat volatilitesi veya tedarik daralması gibi hardship durumlarında sözleşmenin yeniden denkleştirilmesi için CISG zemin sunmamaktadır. Bu nedenle uzun vadeli sözleşmelere açık fiyat revizyon klozları ya da hardship hükümleri eklenmesi pratik bir zorunluluktur.

7. E-posta ile kurulan sipariş-kabul zinciri CISG kapsamında geçerli midir?

Evet. Türkiye'nin md. 96 rezervini 2002'de geri çekmesinin ardından CISG md. 11 tam anlamıyla yürürlüktedir; sözleşme yazılı, sözlü ya da elektronik yollarla kurulabilir ve ispatlanabilir. E-posta, EDI ya da platform siparişi kapsamında oluşan kabul geçerli bir CISG sözleşmesi doğurur.

8. CISG kapsamında gecikme faizini nasıl talep ederim?

CISG md. 78 faiz hakkını tanır; ancak oran belirlenmemiştir. Oran konusunda tutarlı uygulama bulunmamaktadır. Sözleşmede faiz oranı ve referans endeksi belirlenmemişse mahkeme ya da tahkim heyeti borçlunun ülkesindeki referans faiz oranını veya ilgili para birimi için geçerli piyasa faizini esas alabilmektedir. Bu belirsizliği gidermek için sözleşmeye açık faiz hükmü eklenmesi önerilmektedir.

9. Battle of forms durumunda hangi genel şartlar geçerli olur?

CISG md. 19 önemli değişiklik içeren kabulü karşı teklif saymaktadır. Çelişen genel şartların sözleşmede nasıl çözümleneceği tartışmalı olmaya devam etmektedir. CISG Danışma Konseyi Görüş No. 13 knock-out yaklaşımını desteklemektedir; ancak yargı ve tahkimde uygulama farklılaşmaktadır. Bu riskten korunmak için kendi genel şartlarınızın sözleşmede belirleyici olmasını istiyorsanız bunu kabul beyanınızda açıkça vurgulamanız gerekmektedir.

10. Zamanaşımı CISG'de nasıl işler?

CISG zamanaşımını düzenlemez; bu boşluk iç hukuka bırakılmıştır. Türk hukukunun uygulandığı sözleşmelerde TBK md. 146 kapsamındaki genel on yıllık zamanaşımı kural olarak uygulanabilmekte; ancak ticari satış sözleşmelerinin niteliğine ve sözleşmesel düzenlemeye göre farklı süreler de gündeme gelebilmektedir. Uluslararası tahkimde ise 1974-1980 UNCITRAL Zamanaşımı Sözleşmesi'nin dört yıllık sınırı referans alınmaktadır; bu süreler arasındaki çakışma belirleyici olabilmektedir.

Yazar Hakkında

Avukat Yusuf KILIÇKAN, ticaret hukuku, dijital hukuk ve tüketici hukuku alanlarında faaliyet gösteren bir hukuk bürosunun kurucusudur. Uluslararası mal satış sözleşmeleri, CISG kapsamındaki uyuşmazlıklar ve ihracat-ithalat hukuku konularında müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Hukuki yazılarına yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Yasal Uyarı

Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. CISG uygulaması; taraf devletlerin belirlenmesi, sözleşmenin opt-out hükmü içerip içermediği ve somut uyuşmazlığın koşullarına göre önemli farklılıklar göstermektedir. CISG kapsamındaki md. 38-39 bildirim süreleri, md. 25 temel ihlal değerlendirmesi ve md. 79 sorumluluktan kurtulma koşulları her somut olay için ayrıca analiz gerektirmektedir. Somut hukuki durumunuz için mutlaka alanında uzman bir uluslararası ticaret hukuku avukatından destek almanız tavsiye edilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle, müvekkillerimizin haklarını ulusal ve uluslararası arenada en profesyonel şekilde savunuyoruz.

Bu internet sitesi, Avukat Yusuf Kılıçkan tarafından Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği'ne uygun olarak hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. Tüm Hakları Saklıdır.