Blog'a Dön
20/08/2026
Av. Yusuf Kılıçkan
İNSAN HAKLARI HUKUKU

İnsanlar Üzerindeki Tıbbi Araştırmalar

Paylaş
İnsanlar Üzerindeki Tıbbi Araştırmalar

TL;DR: İnsan denekli tıbbi araştırmaların hukuki ve etik temeli, İkinci Dünya Savaşı'ndaki insanlık dışı deneylere tepki olarak doğan Nürnberg Kanunu'na (1947) dayanmakta; bu miras Helsinki Bildirgesi (1964) ve Belmont Raporu (1979) ile bugünkü uluslararası standartlara evrilmiştir. Türkiye'de bu alanın güncel yasal çerçevesi, 27 Mayıs 2023 tarihli ve 32203 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik'tir; bu düzenleme, önceki İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik'i tamamen yürürlükten kaldırmış ve 1 Ocak 2024 itibarıyla tüm etik kurulların yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmıştır. Yönetmelik, Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi'ne doğrudan atıf yapmakta; gönüllüden bilgilendirilmiş olur formu alınmasının, araştırmadan doğan zararın tazmini hakkını hiçbir şekilde ortadan kaldırmadığını açıkça hükme bağlamaktadır. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), sorumlu araştırmacıdan destekleyiciye, üretim tesislerinden etik kurullara kadar sürecin her aşamasını önceden haber vererek veya vermeksizin denetleyebilmektedir.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN
Tarih: 15 Ağustos 2026

Nürnberg'den Bugüne: Hukuki Mirasın Doğuşu

İnsan denekli tıbbi araştırmaları düzenleyen bugünkü hukuki çerçeve, tarihsel felaketlerden süzülen derslerin üzerine inşa edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında gerçekleştirilen vahşi insan deneylerine tepki olarak formüle edilen Nürnberg Kanunu (1947), gönüllü ve bilgilendirilmiş rızayı her şeyin üzerinde tutan on temel etik kural ortaya koymuştur. Dünya Tabipler Birliği'nin geliştirdiği Helsinki Bildirgesi (1964), Nürnberg'in ilkelerini doğrudan tıp camiasına uyarlamış; değişen araştırma metodolojileri, plasebo kontrolü ve gelişmekte olan ülkelerdeki denek koruması gibi konularda defalarca revize edilmiştir. ABD'de Tuskegee Sifiliz Çalışması'nın (1932-1972) ortaya çıkarılmasının ardından hazırlanan Belmont Raporu (1979) ise bugünkü etik kurulların üç temel ilkesini tanımlamıştır: kişilere saygı (özerkliğe saygı ve özerkliği azalmış bireylerin korunması), yararlılık (faydayı azamileştirirken riski asgariye indirme) ve adalet (araştırmanın yük ve faydalarının hakkaniyetli dağıtımı).

Bu üç belge, bugün dünya genelinde geçerli olan İyi Klinik Uygulamaları (İKU/GCP) standardının ve Türk mevzuatının doğrudan referans aldığı temel metinlerdir.

Türkiye'nin Güncel Yasal Çerçevesi: 2023 Reformu ve Kritik Bir Terminoloji Değişikliği

Bu alanda araştırma yaparken sıkça karşılaşılan ve önemli bir hata kaynağı oluşturan bir nokta özellikle vurgulanmalıdır: Türkiye'deki klinik araştırmaları düzenleyen temel yönetmeliğin adı değişmiştir. Uzun süre yürürlükte kalan İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik, 27 Mayıs 2023 tarihli ve 32203 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik ile tamamen yürürlükten kaldırılmıştır. Bugün geçerli olan ve bu alandaki tüm hukuki değerlendirmelerin dayanması gereken metin, yeni yönetmeliktir.

Bu değişikliğin pratik etkisi küçümsenmeyecek boyuttadır. Yönetmeliğin geçiş hükmü uyarınca, önceki düzenleme kapsamında ruhsatlandırılmış Faz I merkezleri ile biyoyararlanım ve biyoeşdeğerlik merkezlerinin izin belgelerini 1 Ocak 2024 tarihine kadar yeni yönetmeliğe uygun hâle getirmesi zorunlu kılınmıştır. Daha da çarpıcı olanı, eski yönetmelik kapsamında kurulmuş tüm etik kurulların bu tarih itibarıyla fesedilmiş sayılması ve yeniden yapılanarak Kurum'dan tekrar onay almasının şart koşulmasıdır. Bu geçiş sürecinin fiiliyattaki etkisi somuttur: örneğin Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu, yeniden yapılanma süreci nedeniyle 28 Aralık 2023'ten itibaren dosya değerlendirmesine ara vermiş ve ancak 27 Mayıs 2024'te yeniden dosya kabulüne başlayabilmiştir. Bu, akademik ve endüstriyel araştırma camiasında beş aya yakın süren fiilî bir durma anlamına gelmiştir.

Yönetmeliğin Kapsamı: Yalnızca İlaçlarla Sınırlı Değil

Yönetmeliğin amacı, taraf olunan uluslararası anlaşmalar, Avrupa Birliği standartları ve iyi klinik uygulamaları çerçevesinde beşeri tıbbi ürünlerle yapılan klinik araştırmaların yürütülmesi ve gönüllülerin haklarının korunmasına dair usul ve esasları düzenlemektir. Kapsamı geniştir: ruhsat veya izin alınmış olsa dahi tüm beşeri tıbbi ürünlerin klinik araştırmaları, biyoyararlanım ve biyoeşdeğerlik çalışmaları, düşük riskli bilimsel çalışmalar ve bu araştırmaları gerçekleştirecek gerçek veya tüzel kişiler yönetmeliğin kapsamına girmektedir.

TİTCK Klinik Araştırmalar Daire Başkanlığı'nın resmî görev tanımı bu kapsamın beklenenden daha geniş olduğunu ortaya koymaktadır: yalnızca ilaç ve biyolojik ürün araştırmaları değil, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına ilişkin araştırmalar, insan veya hayvan kaynaklı doku ve hücrelerin kullanıldığı belirli araştırmalar, özel tıbbi amaçlı gıdalarda kullanım amacı ile gıda ve takviye edici gıdalarda sağlık beyanı kullanımına ilişkin bilimsel çalışmalar da bu Daire Başkanlığı'nın sorumluluk alanına girmektedir.

Gözlemsel çalışmalar (araştırma ürününün müdahale olmaksızın, mevcut ruhsat kapsamında spontan reçete edilen kullanımının izlendiği epidemiyolojik çalışmalar) ise ayrı ve özel bir tebliğ ile düzenlenmiş olup bu tür çalışmalar da etik kurul onayı ve Kurum izni olmaksızın yapılamamaktadır.

Bilgilendirilmiş Gönüllü Oluru: İmza, Tazminat Hakkını Ortadan Kaldırmaz

Yönetmeliğin en önemli koruyucu hükümlerinden biri, gönüllünün imzaladığı bilgilendirilmiş olur formunun hukuki etkisinin sınırlarını netleştirmesidir. Araştırmaya iştirak eden gönüllüden bilgilendirilmiş gönüllü olur formunun alınmış olması, gönüllünün araştırmadan dolayı uğradığı zararların tazminine ilişkin hakkını hiçbir şekilde ortadan kaldırmamaktadır. Bu hüküm, gönüllünün imza attığı andan itibaren tüm hukuki risklerini üstlendiği yönündeki yaygın ama hatalı algıyı doğrudan çürütmektedir; onam formu, araştırma sürecine katılım rızasını belgeler, ancak araştırma sırasında ortaya çıkan zararlara ilişkin tazminat talebini engellemez.

Bilgilendirilmiş olur, Yönetmelik'te tek seferlik bir imza işlemi değil, süreklilik arz eden bir süreç olarak kurgulanmıştır: gönüllüye ya da kanuni temsilcisine, araştırma hakkında ayrıntılı ve anlaşılır bilgiler verilerek elde edilen bu oluş, yeni riskler ortaya çıktıkça güncellenmeli ve gönüllü, istediği herhangi bir anda araştırmadan hiçbir yaptırıma tabi olmaksızın çekilebilme hakkına sahip olmalıdır.

Gönüllülerin Çocuk Olması Durumu

Yönetmelik, kırılgan gruplara yönelik özel bir güvence de içermektedir. Gönüllülerin çocuk olduğu durumlarda, ilgili gönüllü grubunun araştırmaya dahil edilebilmesi için çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından araştırmanın bilimsel ve etik açıdan uygunluğunun ayrıca değerlendirilmesi ve olumlu görüş alınması zorunlu kılınmıştır. Bu, genel etik kurul değerlendirmesinin ötesinde, çocuklara özgü ek ve bağımsız bir uzman denetimi katmanı oluşturmaktadır.

Advers Olay ile Advers Reaksiyon Arasındaki İnce Ama Önemli Fark

Yönetmeliğin tanımlar bölümü, klinik araştırma hukukunda sıkça karıştırılan iki kavramı titizlikle ayırmaktadır. Advers olay, klinik araştırmaya iştirak eden gönüllüde görülen ve uygulanan tedavi ile nedensellik ilişkisi olsun veya olmasın ortaya çıkan istenmeyen tüm tıbbi olayları ifade etmektedir; bu geniş bir kategoridir ve nedensellik bağı aranmaz. Advers reaksiyon ise daha dar bir kavramdır: araştırma ürününe bağlı olarak ortaya çıkan istenmeyen ve amaçlanmayan cevaplardır; burada araştırma ürünüyle nedensellik ilişkisi kavramın kendisine içkindir. Ciddi advers olaylar — ölüm, yoğun bakım gereksinimi, kalıcı sakatlık, doğumsal anomali veya yaşamı tehdit eden durumlar — meydana geldiğinde destekleyicinin çok kısa süre içinde düzenleyici kuruma bildirim yapması zorunludur.

Destekleyici ve Araştırmacının Ayrı Sorumluluk Alanları

Araştırmanın destekleyicisi (sponsor) — bir ilaç şirketi, üniversite veya araştırma enstitüsü olabilir — araştırmanın finansmanından, güvenlik takibinden, veri doğruluğundan ve düzenleyici kurum bildirimlerinden hukuken sorumludur. Sorumlu araştırmacı (Principal Investigator) ise protokole uygun hareket etmek, gönüllünün güvenliğini sağlamak, onam almak, kayıtları tutmak, ciddi yan etkileri bildirmek ve etik kurul kararlarına uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülüklerin ihlali hâlinde disiplin, idari, hukuki ve duruma göre cezai sorumluluk gündeme gelebilmektedir.

Çok merkezli bir araştırmada, merkezlerin sorumlu araştırmacıları ile etik kurul veya destekleyici arasındaki koordinasyondan sorumlu ayrı bir "idari sorumlu" atanması öngörülmüştür; bu kişinin tercihen uzmanlık veya doktora eğitimini tamamlamış olması aranmaktadır.

TİTCK'nin Geniş Denetim Yetkisi

Yönetmelik, Kurum'a olağanüstü geniş bir denetim yetkisi tanımaktadır. TİTCK; yurt içinde veya yurt dışında yürütülen araştırmaları, sorumlu araştırmacı ve araştırmacıları, araştırmaların yapıldığı yerleri, destekleyiciyi, yasal temsilciyi ve görev devri yapılan diğer tarafları, araştırma ürünlerinin imal edildiği tesisleri, depolandığı yerleri, araştırmayla ilgili analizlerin yapıldığı laboratuvarları, etik kurulları ve araştırmayla ilgili tüm kişi ve yerleri, önceden haber vererek veya haber vermeksizin denetleyebilmektedir. Bu geniş ve habersiz denetim yetkisi, sürecin her aşamasındaki uyumun sürekli bir hukuki risk unsuru olarak yönetilmesi gerektiğini göstermektedir. Etik ilkelere uygun çalışmadığı ya da mevzuata aykırı davrandığı tespit edilen araştırmalar; uluslararası çok merkezli araştırmalarda ise yalnızca Türkiye'de yürütülen kısım, Kurum tarafından durdurulabilmekte veya sonlandırılabilmektedir.

Klinik Denge ve Plasebo Kullanımının Sınırları

Modern klinik araştırma etiğinin temel ilkelerinden biri "klinik denge" (clinical equipoise) kavramıdır: araştırmaya başlayan bilim insanının, karşılaştırılan tedavilerden hangisinin gerçekten daha üstün olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Araştırmacı yeni tedavinin kesin üstünlüğünü zaten biliyorsa, deneklere eski tedaviyi ya da plaseboyu uygulamaya devam etmek etik açıdan savunulamaz hâle gelir; bu ilke özellikle onkoloji araştırmalarında büyük önem taşımaktadır.

Helsinki Bildirgesi'ne göre plasebo kullanımı da koşulsuz serbest değildir: plasebo ancak kanıtlanmış etkili bir tedavi mevcut değilse ya da plasebo verilmesi ciddi veya geri döndürülemez bir zarara yol açmıyorsa kabul edilebilir kabul edilmektedir. Kanıtlanmış bir kemoterapi protokolünün yerine plasebo verilmesi çoğu durumda etik dışı sayılırken, henüz kanıtlanmış tedavisi bulunmayan hafif bir rahatsızlık için plasebo kullanımı daha kolay savunulabilir bir zemine oturmaktadır.

Bağımsız Güvenlik İzleme Kurulu ve Ciddi Yan Etkiler

Büyük ölçekli klinik araştırmalarda, araştırmadan bağımsız bir Veri Güvenliği İzleme Kurulu (Data Safety Monitoring Board — DSMB) sıklıkla görev almaktadır. Bu kurulun görevleri arasında yan etkilerin sürekli incelenmesi, ölüm oranlarının izlenmesi, beklenmeyen komplikasyonların değerlendirilmesi ve gerektiğinde araştırmanın erken sonlandırılmasının tavsiye edilmesi yer almaktadır. Bir araştırma, hem beklenenden çok daha başarılı sonuçlar verdiği için hem de beklenmedik biçimde zararlı bulgular ortaya çıktığı için erken sonlandırılabilmektedir; COVID-19 aşı çalışmalarında bu tür bağımsız izleme kurullarının rolü küresel ölçekte görünür hâle gelmiştir.

Karşılaştırmalı Bakış: ABD ve Avrupa Birliği

ABD'de bu alan; FDA'nın düzenleyici çerçevesi, Common Rule adıyla bilinen federal insan denekleri koruma kuralı, HIPAA'nın sağlık verisi mahremiyeti hükümleri ve 21 CFR'nin 50, 56 ve 312 sayılı kısımları üzerinden yürütülmektedir. Avrupa Birliği'nde ise merkezi bir çerçeve olan Klinik Araştırmalar Tüzüğü (Regülasyon (AB) 536/2014), EMA'nın koordinasyonu ve ortak dijital başvuru sistemi olan Klinik Araştırmalar Bilgi Sistemi (CTIS) aracılığıyla işlemektedir; AB sistemi son yıllarda bu ortak dijital altyapıyla daha merkezi bir yapıya kavuşmuştur. Türkiye'nin 2023 reformu, kendi ifadesiyle "taraf olunan uluslararası anlaşmalar ile Avrupa Birliği standartları" çerçevesinde tasarlanmış olup bu üç sistem arasında —özellikle Helsinki Bildirgesi'ne yapılan doğrudan ve açık atıf bakımından— önemli bir yakınsama söz konusudur.

Yapay Zeka ve Dijital Klinik Araştırmaların Getirdiği Sorular

Güncel araştırma pratiğinde yapay zeka destekli hasta seçimi, uzaktan hasta takibi, elektronik onam (eConsent), giyilebilir cihazlar ve dijital biyobelirteçler giderek yaygınlaşmaktadır. Bu gelişmeler; veri güvenliği, algoritmik önyargı, siber güvenlik ve açıklanabilir yapay zeka gibi henüz olgunlaşmamış yeni hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Genomik verilerin ve büyük veri setlerinin araştırmalarda kullanımı, anonimleştirme tekniklerinin yeniden kimliklendirmeyi önlemeye yeterince güçlü olup olmadığı sorusunu gündeme taşımaktadır; bu alan, hem Türk hem uluslararası düzenleyicilerin önümüzdeki yıllarda en yoğun biçimde çalışacağı konulardan biri olmaya adaydır.

Avukat Yusuf KILIÇKAN
20 Ağustos 2026

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Türkiye'de klinik araştırmaları düzenleyen güncel yönetmelik hangisidir?

27 Mayıs 2023 tarihli ve 32203 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik. Bu düzenleme, önceki İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik'i tamamen yürürlükten kaldırmıştır.

2. Bilgilendirilmiş olur formunu imzalarsam tazminat hakkımdan feragat etmiş mi olurum?

Hayır. Yönetmelik açıkça, bilgilendirilmiş gönüllü olur formunun alınmış olmasının, gönüllünün araştırmadan dolayı uğradığı zararların tazminine ilişkin hakkını ortadan kaldırmayacağını hükme bağlamaktadır. Onam formu katılım rızasını belgeler; tazminat hakkını feragat etmez.

3. Araştırmaya katıldıktan sonra istediğim zaman ayrılabilir miyim?

Evet. Bilgilendirilmiş olur ilkesi, gönüllüye herhangi bir yaptırıma tabi olmaksızın istediği anda araştırmadan çekilme hakkı tanımaktadır. Araştırmadan ayrılan kişi, normal sağlık hizmetlerini almaya devam eder.

4. Çocuklar klinik araştırmaya dahil edilebilir mi?

Ancak ek bir güvence şartıyla. Gönüllülerin çocuk olduğu durumlarda, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının araştırmanın bilimsel ve etik açıdan uygunluğunu ayrıca değerlendirmesi ve olumlu görüş bildirmesi zorunludur.

5. Advers olay ile advers reaksiyon arasındaki fark nedir?

Advers olay, tedaviyle nedensellik ilişkisi olsun ya da olmasın ortaya çıkan tüm istenmeyen tıbbi olayları kapsayan geniş bir kavramdır. Advers reaksiyon ise araştırma ürününe bağlı olarak ortaya çıkan istenmeyen ve amaçlanmayan cevapları ifade eden daha dar bir kavramdır; burada nedensellik ilişkisi kavramın kendisine içkindir.

6. Destekleyici (sponsor) ile sorumlu araştırmacının sorumlulukları aynı mı?

Hayır, farklıdır. Destekleyici; finansman, güvenlik takibi, veri doğruluğu ve düzenleyici bildirimlerden sorumludur. Sorumlu araştırmacı ise protokole uyum, gönüllü güvenliği, onam alınması, kayıt tutulması ve ciddi yan etkilerin bildirilmesinden sorumludur. İhlal hâlinde her ikisi için de ayrı ayrı disiplin, idari, hukuki veya cezai sorumluluk gündeme gelebilir.

7. TİTCK bir araştırmayı önceden haber vermeden denetleyebilir mi?

Evet. Yönetmelik, Kurum'a araştırmacılardan destekleyiciye, üretim tesislerinden etik kurullara kadar tüm süreç bileşenlerini önceden haber vererek veya vermeksizin denetleme yetkisi tanımaktadır.

8. Plasebo kullanımı her zaman etik midir?

Hayır. Helsinki Bildirgesi'ne göre plasebo, ancak kanıtlanmış etkili bir tedavi bulunmadığında ya da plasebo verilmesi ciddi zarar oluşturmadığında kullanılabilir. Kanıtlanmış bir tedavi yerine plasebo verilmesi çoğu durumda etik değildir.

9. 2023 reformu etik kurulları nasıl etkiledi?

Eski yönetmelik kapsamında kurulmuş tüm etik kurullar, 1 Ocak 2024 itibarıyla fesedilmiş sayılmış ve yeni yönetmelik gerekliliklerine uygun biçimde yeniden yapılanarak Kurum'dan tekrar onay almak zorunda kalmıştır. Bazı üniversite etik kurulları bu süreçte aylarca dosya kabulüne ara vermek zorunda kalmıştır.

10. Klinik araştırma yalnızca ilaçları mı kapsıyor?

Hayır. TİTCK Klinik Araştırmalar Daire Başkanlığı'nın görev alanı; ilaç ve biyolojik ürün araştırmalarının yanı sıra geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına ilişkin araştırmaları, belirli doku ve hücre araştırmalarını, özel tıbbi amaçlı gıdalarda kullanım ve gıda/takviye edici gıdalarda sağlık beyanına ilişkin bilimsel çalışmaları da kapsamaktadır.

Yazar Hakkında

Avukat Yusuf KILIÇKAN, sağlık hukuku, idare hukuku ve tüketici hukuku alanlarında bağımsız avukat olarak faaliyet göstermektedir. Klinik araştırma sözleşmeleri, etik kurul süreçleri, gönüllü tazminat talepleri ve TİTCK denetim işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklarda müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Hukuki yazılarına yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

📧 av.yusufkilickan@gmail.com

Yasal Uyarı

Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Klinik araştırma mevzuatı; araştırmanın niteliğine, gönüllü grubuna ve somut olayın koşullarına göre önemli farklılıklar göstermektedir. Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik ve ilgili ikincil düzenlemeler zaman içinde değişebildiğinden başvuru anında güncel mevzuatın TİTCK'nin resmî kaynaklarından teyit edilmesi önerilir. Somut hukuki durumunuz için mutlaka alanında uzman bir sağlık hukuku avukatından destek almanız tavsiye edilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle, müvekkillerimizin haklarını ulusal ve uluslararası arenada en profesyonel şekilde savunuyoruz.

Bu internet sitesi, Avukat Yusuf Kılıçkan tarafından Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği'ne uygun olarak hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. Tüm Hakları Saklıdır.