İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası: Dava Şartları, Süreç ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Paylaş
10/09/2026
İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası: Dava Şartları, Süreç ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

TL;DR: İş kazası nedeniyle tazminat davası açabilmek için öncelikle meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında hukuken "iş kazası" niteliğinde olduğunun tespiti gerekir. İşveren, kazayı kolluk kuvvetlerine derhâl, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ise en geç üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür; işverenin bildirim yapmadığı hâllerde kazalı işçi veya hak sahipleri doğrudan SGK İl Müdürlüğü’ne başvurarak tespit talep edebilir, ihtilaf hâlinde ise iş kazasının tespiti davası açılması tazminat davası için bekletici mesele yapılır. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve davaları, diğer standart işçilik alacaklarından farklı olarak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/3 uyarınca dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir; arabulucuya gitmeksizin doğrudan dava ikame edilebilir. talepleri; geçici iş göremezlik, maluliyet oranı, dağılımı ve aktüeryal zarar hesabı yargılama sırasında bilirkişi marifetiyle kesinleşeceğinden HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak açılmalıdır; manevi tazminat ise bölünebilir bir talep olmadığından dava başında kesin tutarla talep edilmeli, sonradan ıslahla artırılamaz. Ceza soruşturmasında işverenle uzlaşmaya varılmasının tazminat davası açmayı imkânsız kılacağına yönelik yerleşik kanaat ise geçerliliğini yitirmiştir; Anayasa Mahkemesi’nin 26.7.2023 tarihli, E. 2023/43, K. 2023/141 sayılı kararıyla CMK m. 253/19’daki dava açmayı engelleyen ibare iptal edilmiş olup bu iptal 18.10.2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Tazminat taleplerinde kural olarak kaza tarihinden, maluliyetin zamanla değiştiği durumlarda ise kesin rapor tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı uygulanır.

Yazar: Avukat Yusuf KILIÇKAN | Tarih: 10 Eylül 2026

Olayın Hukuken İş Kazası Sayılması ve SGK Bildirim Yükümlülüğü

Bir tazminat talebinin iş hukuku ve sosyal güvenlik mevzuatı zemininde dinlenebilmesi için gerçekleşen hadisenin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13 hükmünde sayılan unsurları taşıması zorunludur. Kanuna göre; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, görevli olarak işyeri dışına gönderildiği sürelerde, emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zaman aralıklarında veya işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi esnasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren tüm olaylar hukuken iş kazası kabul edilir.

İşverenin bu kazayı kolluk kuvvetlerine derhâl, SGK’ya ise kazadan sonraki en geç üç iş günü içinde bildirmesi yasal zorunluluktur. İşverenin bu yükümlülüğü yerine getirmediği veya olayı gizlediği durumlarda, kazaya maruz kalan işçi ya da vefat hâlinde hak sahipleri bizzat SGK İl Müdürlüğü veya Sosyal Güvenlik Merkezi’ne dilekçe vererek olayın tahkik edilmesini isteyebilirler. Kurum denetmenleri veya müfettişlerince yapılan inceleme neticesinde olayın iş kazası olmadığı kanaatine varılırsa; tazminat davasına bakan mahkeme, davacı tarafa İş Kazasının Tespiti Davası açması için kesin mehil verir. Açılan tespit davası kesinleşmeden tazminat davası esastan karara bağlanamaz; zira tespit kararı tazminat yargılaması bakımından HMK m. 165 uyarınca bağlayıcı bir bekletici meseledir.

Dava Şartı Arabuluculuk İstisnası ve Usul Hukuku Tuzakları

İş hukuku yargılamalarında kural olarak zorunlu dava şartı hâline getirilen arabuluculuk kurumu, iş kazalarından doğan zararlar bakımından bilinçli olarak istisna tutulmuştur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/3 açık ve emredici bir dille şunu düzenlemektedir: "İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz." Bu düzenleme uyarınca iş kazası tazminatı talep eden işçinin dava açmadan önce arabulucuya başvurma mecburiyeti bulunmamaktadır; hak sahibi doğrudan doğruya yetkili ve görevli iş mahkemesine başvurabilir.

Ancak burada dava dilekçesi tanzim edilirken son derece tehlikeli bir usul tuzağı mevcuttur. Uygulamada vekiller sıklıkla dilekçe ekonomisi düşüncesiyle iş kazası tazminatının yanına kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai veya ödenmemiş ücret gibi standart işçilik alacaklarını da eklemektedir. Bu standart alacaklar 7036 sayılı Kanun m. 3/1 gereğince zorunlu dava şartı arabuluculuğa tabidir. Arabuluculuk süreci işletilmeden her iki talep grubunun aynı dava dilekçesinde kümülatif olarak birleştirilmesi; mahkemece davanın tefrik edilmesine, standart alacak taleplerinin dava şartı yokluğu sebebiyle HMK m. 115/2 uyarınca usulden reddedilmesine ve davacı aleyhine karşı vekâlet ücreti doğmasına sebebiyet verir. Bu nedenle iş kazasından doğan bedensel tazminat talepleri ile klasik işçilik alacaklarının ayrı dava dosyaları hâlinde takibi elzemdir.

Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında görevli yargı kolu 7036 sayılı Kanun m. 5 gereğince münhasıran İş Mahkemeleridir. İş mahkemesinin kurulmadığı adli yargı çevrelerinde ise dava, o yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde "İş Mahkemesi Sıfatıyla" ikame edilir.

Yetki kuralları bakımından ise kanun koyucu zarar gören işçiyi koruyan genişletici bir yetki ağı öngörmüştür. 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca genel yetki kuralı çerçevesinde davalı gerçek veya tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili olduğu gibi; iş kazasının yahut zararın meydana geldiği yer mahkemesi ile zarar gören işçinin bizzat kendi yerleşim yeri mahkemesi de kesin olmayan yetkiye sahiptir. Dolayısıyla işçi, dilerse ikametgâhının bulunduğu yerdeki iş mahkemesinde davayı açarak yargılamayı kendi çevresinde sürdürebilir.

Belirsiz Alacak Davası Zorunluluğu ve Manevi Tazminatın Bölünemezliği

İş kazası neticesinde meydana gelen cismani zararlar doğası gereği davanın açıldığı tarihte tam ve kesin olarak hesaplanamaz. Zira davacının geçici iş göremezlik devresi, nihai maluliyet oranı, iyileşme sürecindeki tıbbi masrafları, tarafların kesin kusur oranları ve aktüeryal katsayılar ancak tahkikat safhasında alınacak adli tıp ve bilirkişi raporlarıyla aydınlatılabilir. Bu sebeple iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davaları, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak açılmalıdır. Bu usul, alacağın zamanaşımına uğramasını önlediği gibi, dava başında sembolik bir harç yatırılarak aktüerya raporundan sonra hak kaybı yaşamaksızın bedel artırım dilekçesi verilmesine olanak tanır.

Manevi tazminat taleplerinde ise durum tamamen zıttır. Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre manevi tazminat, manevi varlıkta oluşan tahribatı telafi etmeyi hedefleyen, bölünemez ve parçalanamaz tek bir taleptir. Manevi tazminat kısmi dava ya da belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülemez; dava dilekçesinde tek bir seferde, net ve kesin bir meblağ olarak belirtilmeli ve nispi peşin harcı yatırılmalıdır. Yargılama sırasında ortaya çıkan yeni gelişmelere dayanılarak manevi tazminat miktarının ıslah yoluyla artırılması usulen mümkün değildir; talep edilmeyen kısım zımnen feragat edilmiş sayılır.

Ceza Soruşturmasının Hukuk Davasına Etkisi ve Uzlaşma Konusunda Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı

Ölümlü veya yaralanmalı iş kazalarında Cumhuriyet Başsavcılıkları adli süreci derhâl başlatır. Yaralanma hâllerinde TCK m. 89 (Taksirle Yaralama), vefat hâlinde ise TCK m. 85 (Taksirle Öldürme) kapsamında resen soruşturma yürütülür. Bu soruşturma dosyasında toplanan olay yeri inceleme tutanakları, tanık beyanları, iş güvenliği uzmanı bilirkişi raporları ve kolluk fezlekeleri hukuk mahkemesindeki tazminat davasının en kıymetli delil omurgasını teşkil eder. Türk Borçlar Kanunu m. 74 gereğince hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin beraat kararı veya kusur değerlendirmesiyle mutlak bağlı olmasa da; ceza dosyasında kesinleşen maddi olgular ve mahkûmiyet hükümleri hukuk hâkimini bağlar.

Taksirle yaralama suçunun uzlaşmaya tabi olması nedeniyle ceza soruşturması esnasında tarafların uzlaşması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Uzun yıllar boyunca CMK m. 253/19 hükmünde yer alan "Uzlaşmanın sağlanması hâlinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz" kuralı tatbik edilmiş ve cezada uzlaşan işçinin hukuk davası açma hakkı tamamen elinden alınmıştır. Ancak bu katı sınırlama köklü bir biçimde değişmiştir: Anayasa Mahkemesi’nin 26.7.2023 tarihli, E. 2023/43, K. 2023/141 sayılı kararıyla, söz konusu fıkrada yer alan dava açma yasağı Anayasa’nın 36. maddesinde korunan mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce sınırladığı gerekçesiyle iptal edilmiş ve karar 18.10.2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Güncel uygulamada ceza soruşturmasında uzlaşmaya varılmış olması, işçinin iş kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat davası açmasına engel teşkil etmez. Bununla birlikte, ileride doğabilecek yorum farklılıklarını ve kötü niyet iddialarını bertaraf etmek adına uzlaşma tutanağına yalnızca ceza şikâyetinden vazgeçildiği, iş kazasından doğan tüm maddi, manevi, maluliyet ve destekten yoksun kalma tazminatı haklarının saklı tutulduğu şerh edilmelidir.

Maluliyet Oranının Tespiti ve Rapor İtiraz Hiyerarşisi

İş kazası tazminatının parasal boyutunu belirleyen en temel aktüeryal değişken, işçinin meslekte kazanma gücü kayıp oranıdır (maluliyet oranı). Bu oran, sıradan bir devlet hastanesinden veya rastgele bir sağlık kuruluşundan temin edilen engelli sağlık kurulu raporlarıyla ispatlanamaz. Maluliyet tespitinin, kazanın vuku bulduğu tarihte yürürlükte olan ilgili maluliyet tespiti mevzuatına göre yapılması zorunludur.

Uygulamada raporlama süreci belirli bir kanuni hiyerarşi izler. İlk olarak yetkili sağlık hizmeti sunucuları veya SGK Sağlık Kurulları tarafından bir oran belirlenir. Bu orana taraflarca itiraz edilmesi durumunda dosya SGK Yüksek Sağlık Kurulu’na intikal ettirilir. Yüksek Sağlık Kurulu kararına karşı mahkemede itiraz devam ederse, çelişkinin giderilmesi ve nihai oranın tespiti amacıyla dosya yargının en üst hakem kurumu niteliğinde olan Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu’na sevk edilir ve yargılamaya bu kurulun kesinleştirdiği oran esas alınır.

Husumet Kime Yöneltilmeli? Asıl İşveren - Alt İşveren Sorumluluğu ve Ağırlaştırılmış Özen Borcu

İş kazalarında davanın kime yöneltileceği meselesi, tazminatın tahsil kabiliyeti açısından hayati öneme sahiptir. Kaza, alt işverenin (taşeron) istihdam ettiği bir işçinin başına gelmişse, 4857 sayılı İş Kanunu m. 2/6 uyarınca asıl işveren, alt işveren ile birlikte bu kazadan doğan tüm zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumludur. Bu nedenle dava her iki şirkete birlikte hasredilmelidir. Geçici iş ilişkisi kapsamında başka bir holding veya grup şirketine gönderilen işçinin yaralanması hâlinde ise m. 7 uyarınca geçici işveren ile devreden işveren teselsül bağlamında sorumluluk taşır. Kazaya işletme dışından üçüncü bir şahsın eylemi sebebiyet vermişse (örneğin fabrika bahçesine giren yabancı bir kamyonun işçiye çarpması), hem işverene gözetme borcundan ötürü hem de üçüncü kişiye TBK m. 49 gereğince haksız fiil hükümlerine göre dava yöneltilebilir.

İşverenin iş kazasındaki sorumluluğu dogmatik olarak kusur sorumluluğu zemininde yer alsa da; 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 4 hükmünün işverene yüklediği "çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlama, risklerden kaçınma ve alınan tedbirlere uyulup uyulmadığını bizzat denetleme" mükellefiyeti sebebiyle Türk yargı uygulamasında işverenin sorumluluğu fiilen ağırlaştırılmış bir özen borcu standardı ile değerlendirilmektedir. İşveren, mevzuatta açıkça sayılmasa dahi teknolojinin ve bilimin ulaştığı en son seviyedeki tüm güvenlik önlemlerini almak ve işçiyi sürekli eğitip denetlemekle mükelleftir; salt mevzuat hükmünü şeklen yerine getirmek sorumluluktan kurtulmaya kâfi gelmez.

Tazminat Kalemleri, Aktüeryal Hesap ve SGK Gelirinin (Peşin Sermaye Değerinin) Mahsubu

İş kazasına uğrayan işçi veya vefat hâlinde desteğini yitiren yakınları tarafından talep edilebilecek başlıca tazminat kalemleri şunlardır:

  • Geçici iş göremezlik devresinde çalışılamayan sürenin gelir kaybı,
  • Kesinleşen maluliyet oranına göre hesaplanan sürekli iş göremezlik tazminatı,
  • İyileşme sürecinde yapılan ve SGK tarafından karşılanmayan reçete, protez, tedavi ve ulaşım masrafları,
  • Sürekli bakıma muhtaç hâle gelen ağır maluller için ömür boyu bakıcı gideri,
  • Ölüm hâlinde geride kalan eş, çocuk ve bakmakla yükümlü olunan anne-babanın talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatı ve cenaze giderleri.

Tazminatın hesaplanmasında Yargıtay’ın zorunlu kıldığı güncel aktüeryal yöntemler tatbik edilir; yaşam sürelerinin belirlenmesinde TRH-2010 Ulusal Yaşam Tablosu, gelir hesaplamalarında ise faiz ve artış unsurlarını dinamik olarak içeren Progresif Rant Yöntemi esas alınır.

Burada uygulamanın en kritik aktüeryal aşaması SGK bağlamalarının mahsubudur. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kazalı işçiye bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin veya hak sahiplerine bağlanan ölüm gelirinin brüt nominal tutarı tazminattan doğrudan düşülmez. Mahkemede hesaplanan nihai maddi tazminattan; Kurum tarafından bağlanan gelirin, işverenin kusur oranına tekabül eden ve Kurumun işverene rücu edebileceği ilk peşin sermaye değeri (PSD) mahsup edilir. Mahsuptan sonra arta kalan bakiye zarar işverenden tahsil edilir.

Zamanaşımı Süreleri ve Sürenin Başlangıç Anı

İş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri, iş sözleşmesinde yer alan işçiyi gözetme borcunun (iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğünün) ihlali niteliğinde kabul edildiğinden; Türk Borçlar Kanunu m. 146 gereğince kural olarak on yıllık genel sözleşmesel zamanaşımına tabidir.

Zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı an prensip olarak kazanın gerçekleştiği tarihtir. Ancak yaralanma sonrasında tıbbi tedavi devam ediyorsa, operasyonlar sürüyorsa veya maluliyet oranı zamanla gelişim ve değişim gösteriyorsa; zamanaşımı süresi kaza anında değil, maluliyet durumunun tıbben ve hukuken nihai olarak karara bağlandığı kesin sağlık kurulu raporunun tanzim edildiği tarihte işlemeye başlar. Ayrıca iş kazası aynı zamanda ceza kanunları nezdinde takibi gereken bir fiil teşkil ediyorsa ve ceza kanunlarındaki dava zamanaşımı süresi (örneğin birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verilmesi hâlinde öngörülen on beş yıllık süre) hukuk zamanaşımından daha uzunsa; TBK m. 72/1 kıyası ile hukuk davasında da bu uzamış ceza zamanaşımı süresi tatbik edilir.

Avukat Yusuf KILIÇKAN

10 Eylül 2026

Sıkça Sorulan Sorular

1. İşveren kazayı SGK’ya bildirmediyse doğrudan tazminat davası açılabilir mi?

Evet; ancak mahkeme olayın iş kazası olduğunu teyit etmek için SGK incelemesini bekler. Kurum olayı iş kazası saymazsa, mahkeme davacıya ayrı bir iş kazasının tespiti davası açması için süre verir ve bu dava kesinleşmeden tazminat yargılaması sonuçlandırılamaz.

2. İş kazası nedeniyle tazminat davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mudur?

Hayır. 7036 sayılı Kanun m. 3/3 uyarınca iş kazası ve meslek hastalığından doğan maddi ve manevi tazminat talepleri dava şartı arabuluculuk kapsamı dışındadır; doğrudan dava açılabilir.

3. İş kazası dilekçesinde kıdem ve ihbar tazminatı da birlikte talep edilirse ne olur?

Kıdem ve ihbar gibi standart işçilik alacakları zorunlu arabuluculuğa tabidir. Arabuluculuğa gidilmeden iş kazası davasıyla birleştirilirlerse bu talepler dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Bu nedenle ayrı davalar açılmalıdır.

4. Taşeron işçisi geçirdiği iş kazasında tazminatı kimden talep edebilir?

İş Kanunu m. 2/6 uyarınca asıl işveren, alt işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Kazalı işçi tazminatın tamamını dilerse yalnızca asıl işverenden, dilerse her iki şirketten birlikte talep edebilir.

5. SGK’dan sürekli iş göremezlik geliri alan işçi ayrıca işverene dava açabilir mi?

Evet. SGK’nın bağladığı gelirin tamamı değil, yalnızca Kurumun işverene rücu edebileceği peşin sermaye değeri (PSD) hesaplanan tazminattan indirilir; geriye kalan bakiye maddi zarar işverenden tahsil edilir.

6. Ceza soruşturmasında işverenle uzlaşmak tazminat davası açma hakkını bitirir mi?

Hayır. Anayasa Mahkemesi’nin 18 Ekim 2023’te yürürlüğe giren iptal kararı sonrasında cezada uzlaşma tek başına tazminat davasına engel oluşturmaz; yine de tutanağa tazminat haklarının saklı tutulduğu açıkça yazılmalıdır.

7. İş kazasında ceza davası devam ederken hukuk davası açılabilir mi?

Evet. Ceza ve hukuk davaları eş zamanlı yürütülebilir. Ceza mahkemesindeki kusur raporları ve maddi olgu tespitleri hukuk mahkemesinde delil olarak değerlendirilir.

8. İş kazası tazminat davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Kural olarak kaza tarihinden itibaren on yıldır. Ancak tedavi devam ediyor veya maluliyet oranı zamanla artıyorsa süre kesin rapor tarihinde başlar; ceza zamanaşımı daha uzunsa o süre uygulanır.

9. Maddi tazminat davası neden mutlaka belirsiz alacak davası olarak açılmalıdır?

Davanın açıldığı tarihte maluliyet oranı ve aktüeryal zarar hesabı kesin olarak bilinemeyeceğinden, HMK m. 107 gereği belirsiz alacak davası açılmalı; böylece zamanaşımı kesilerek rapor sonrasında talep artırılabilmelidir.

10. Manevi tazminat miktarı dava devam ederken ıslah ile artırılabilir mi?

Hayır. Manevi tazminat bölünemez bir talep olduğundan dava dilekçesinde tek ve kesin bir tutar olarak talep edilmelidir; sonradan ıslah veya bedel artırımı yoluyla yükseltilmesi usulen mümkün değildir.

Yazar Hakkında

Av. Yusuf Kılıçkan | Avukat & Hukuki Danışman

Serbest avukatlık ve hukuki danışmanlık faaliyetlerini sürdürmektedir. Mesleki çalışmalarında geleneksel dava süreçleri, sözleşme tasarımı ve uyuşmazlık çözümü ile yapay zekâ ve bilişim hukuku gibi gelişen alanları bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır. Yayınlarında, yerel yüksek yargı içtihatları ile küresel regülasyonları analitik, veri temelli ve sistematik bir yöntemle incelemektedir. Hukuki yazılarına yusufkilickan.av.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

📧 av.yusufkilickan@gmail.com

Yasal Uyarı

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır, hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarına ilişkin değerlendirmeler yürürlükteki mevzuat çerçevesinde ele alınmıştır. İş kazası davalarının teknik niteliği, maluliyet tespiti ve aktüeryal hesaplamaların karmaşıklığı sebebiyle somut uyuşmazlıklarda hak kaybına uğramamak adına uzman bir avukata danışılması tavsiye edilir.

Yusuf Kılıçkan Logo

Adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle, müvekkillerimizin haklarını ulusal ve uluslararası arenada profesyonel şekilde savunuyoruz.

Bu internet sitesi, Avukat Yusuf Kılıçkan tarafından Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği'ne uygun olarak hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

© 2026 Yusuf Kılıçkan. Tüm Hakları Saklıdır.